İçeriğe atla
K Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Keep (v ) İstekli, hevesli, düşkün
- Keep away (phr.v ) Uzak durmak, yaklaşmamak
- Keep down (phr.v ) Tutmak, engellemek, zapt etmek
- Keep on (phr.v ) Devam etmek, sürdürmek
- Keep out (phr.v ) Uzak durmak, yaklaşmamak
- Keep pace with (phr.v ) Ayak uydurmak
- Keep up (phr.v ) Tutmak, bulundurmak
- Keep up with (phr.v ) Ayak uydurmak, yetişmek, aşık atmak
- Kettle (n ) Çaydanlık
- Kick out (phr.v ) Kovmak
- Kidnap (v ) Kaçırmak
- Kingdom (n ) Krallık, kraliyet
- Knit (v ) Örmek, dokumak, bağlamak
J Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Jack in (phr.v ) Bırakmak, terk etmek
- Jam (n ) Reçel
- Jargon (n ) Özel dil, meslek argosu, mesleki dil
- Jeopardize (v ) Riske atmak, tehlikeye atmak
- Join in (phr.v ) Katılmak
- Joint (adj ) Müşterek, ortaklaşa, birlikte
- Joke (v ) Şaka yapmak, espri yapmak
- Journal (n ) Bülten, gazete, dergi
- Journalist (n ) Gazeteci
- Journey (n ) Seyahat, yolculuk, gezi
- Jungle (n ) Orman, sık orman
- Justice (n ) Adalet, hak, yargı, dürüstlük
- Justify (v ) Haklı çıkarmak, savunmak, doğrulamak
I Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Identical (adj ) Aynı, eş, özdeş, tıpkı
- Identification (n ) Tanıma, teşhis, kimlik
- Identify (v ) Tanımak, kimliğini saptamak
- Identity (n ) Kimlik
- Ignite (v ) Tutuşturmak, yakmak, ateşlemek
- Ignore (v ) Önemsememek, görmezlikten gelmek
- Illicit (adj ) İllegal, haram, yasadışı
- Illness (n ) Hastalık
- Illuminate (v ) Aydınlatmak, ışıtmak
- Illusion (n ) Yanılsama, aldatıcı görünüş
- Illustrate (v ) Resimlemek, örneklemek
- Immediacy (n ) Dolaysızlık, yakınlık, doğrudanlık
- Immediately (adv ) Derhal, hemen
- Immense (adj ) Kocaman, uçsuz bucaksız, çok büyük
- Immigrant (n ) Göçmen
- Immune (adj ) Bağışık, etkilenmeyen, duyarsız
- Immunity (n ) Bağışıklık, muafiyet, ayrıcalık
- Immunization (n ) Bağışıklık kazandırma, aşılama
- Impact (n ) Darbe, etki, şok
- Impair (v ) Zarar vermek, zayıflatmak
- Impartial (adj ) Tarafsız, yansız, adil
- Impassable (adj ) Geçilmez, aşılamaz
- Impel (v ) Harekete geçirmek, yöneltmek, zorlamak
- Imperfection (n ) Eksiklik, kusur, hata
- Imperial (adj ) İmparatora ait, imparatorluk
- Impetus (n ) Hız, şiddet, dürtü, güdü
- Implant (v ) Nakletmek, aklına sokmak
- Implement (v ) Uygulamak, yerine getirmek
- Implication (n ) İma etme, bulaştırma, içerme
- Implode (v ) Patlamak, içeriye patlatmak
- Imply (v ) İma etmek, ifade etmek
- Import (v ) İma etmek, ifade etmek
- Impose (v ) Yüklemek, zorlamak, etkilenmek
- Impossible (adj ) Olanaksız, imkânsız
- Impoverish (v ) Fakirleştirmek, yoksullaştırmak
- Impregnate (v ) Hamile bırakmak, döllemek
- Impress (v ) Etkilemek, baskı yapmak, iz bırakmak
- Improbable (adj ) Olanak dışı, olası olmayan
- Improve (v ) Geliştirmek, iyileştirmek, ilerletmek
- Improvise (v ) Doğaçlama yapmak, uydurmak
- Impulsive (adj ) İtici, dürtücü, düşüncesiz
- Inadequate (adj ) Yetersiz, eksik
- Inasmuch as (conj ) Mademki, dolayı, göre, çünkü
- Inborn (adj ) Doğuştan, doğal
- Incentive (n ) Dürtü, güdü, isteklendirme, teşvik
- Incidence (n ) Dürtü, güdü, isteklendirme, teşvik
- Incident (n ) Olay, hadise
- Incidentally (adv ) Bu arada, aklıma gelmişken, tesadüfen
- Incline (v ) Eğilimi olmak, eğilmek, meylettirmek
- Include (v ) Dâhil etmek, kapsamak
- Including (pre ) Kapsayan, dahil
- Incoherent (adj ) Tutarsız, anlamsız, bağdaşmaz
- Inconsistency (n ) Uyuşmama, bağdaşmama, kararsızlık
- Inconvenient (adj ) Rahatsız edici, külfetli, zahmetli, uygunsuz
- Increase (v ) Artmak, çoğalmak, çoğaltmak
- Incur (v ) Maruz kalmak, uğramak, yakalanmak
- Incurable (adj ) Tedavi edilemez, çaresiz
- Indeed (adv ) Gerçekten, cidden, doğrusu
- Indefinite (adj ) Belirsiz, kesin olmayan, süresiz
- Independent (adj ) Bağımsız, özgür, hür
- Indicate (v ) Göstermek, belirtmek, işaret etmek
- Indict (v ) Suçlamak, dava açmak
- Indifferent (adj ) Kayıtsız, ilgisiz, aldırışsız
- Indigenous (adj ) Yerli, özgü, yöreye özgü, doğal
- Indispensable (adj ) Zorunlu, mecburi, kaçınılmaz
- Indisputable (adj ) Tartışmasız, şüphe edilmez
- Individual (n ) Kişi, birey
- Indoor (adj ) İçeri, kapalı, dahili, ev içi
- Induce (v ) İkna etmek, kandırmak, teşvik etmek
- Indulge (v ) Hoş görmek, şımartmak, yüz vermek
- Inefficient (adj ) Etkisiz, tesirsiz, yetersiz
- Inequality (n ) Eşitsizlik, farklılık, değişkenlik
- Inert (adj ) Hareketsiz, durağan, dingin
- Inescapably (adv ) Kaçınılmaz bir şekilde
- Inevitable (adj ) Kaçınılmaz, çaresiz
- Infancy (n ) Bebeklik, çocukluk
- Infant (n ) Bebek, çocuk
- Infect (v ) Bulaştırmak, enfekte etmek
- Infectious (adj ) Bulaşıcı
- Infer (v ) Bir sonuca varmak
- Inferior (adj ) Aşağı derecede, aşağı, alt, ast
- Infinite (adj ) Sınırsız, sonsuz, sayısız
- Infinity (n ) Sonsuzluk, sınırsızlık, sonsuz
- Inflation (n ) Enflasyon, şişkinlik, şişirme
- Inflict (v ) Zorlamak, çarptırmak, yüklemek
- Influence (v ) Etkilemek, tesir etmek
- Infrastructure (n ) Altyapı
- Ingenious (adj ) Marifetli, hünerli, becerikli
- Inhabitant (n ) Oturan, sakin, yerli
- Inhuman (adj ) İnsanlık dışı, merhametsiz, zalim
- Initiate (v ) Başlatmak, ön ayak olmak
- Injustice (adj ) Haksızlık, adaletsizlik, insafsızlık
- Innate (adj ) Doğuştan
- Inner (adj ) İç, dahili, içteki, ruhsal
- Innocent (adj ) Masum
- Innovation (n ) Yenilik, değişiklik, icat, buluş
- Inquiry (n ) Sorgu, soruşturma, anket
- Inscribe (v ) Yazmak, kaydetmek, kazımak
- Insect (n ) Böcek
- Inseparable (adj ) Ayrılamaz, yakın, çok samimi
- Insignificant (adj ) Önemsiz, değersiz, anlamsız
- Inspire (v ) İlham vermek, esinlenmek
- Install (v ) Kurmak, yerleştirmek
- Instance (n ) Örnek, misal, durum
- Instant (adj ) Çabuk hazırlanan, anlık, hemen olan
- Instantly (adv ) Hemen, derhal, hemencecik
- Institute (v ) Kurmak, açmak, başlatmak,
- Instruct (v ) Öğretmek, bilgilendirmek
- Insulin (n ) Ensülin
- Insure (v ) Sigorta etmek, sigorta ettirmek
- Intact (adj ) Dokunulmamış, el değmemiş, bozulmamış
- Integrity (n ) Tamlık, bütünlük, sağlamlık
- Intellect (n ) Akıl, zihin gücü, idrak kabiliyeti
- Intend (v ) Niyet etmek, kastetmek
- Intense (adj ) Şiddetli, aşırı, son derece
- Intensely (adv ) Aşırı derecede, son derece
- Intensify (v ) Şiddetlendirmek, yoğunlaştırmak
- Intensity (n ) Şiddet, gerilim, güç, yoğunluk
- Intention (n ) Niyet, maksat, plan
- Interact (v ) Birbirini etkilemek, karşılıklı etkileşim kurmak
- Interaction (n ) Etkileşim, birbirini etkileme
- Interfere (v ) Araya girmek, burnunu sokmak
- Interior (adj ) İç, dahili, içteki, içten
- Intermediate (adj ) Orta, ara
- International (adj ) Uluslararası
- Interpret (v ) Yorumlamak, çevirmek
- Interrupt (v ) Sözünü kesmek, kesmek, ara vermek
- Interval (n ) Ara, aralık, süre, mesafe
- Intervene (v ) Arada olmak, araya girmek
- Interview (v ) Görüşmek, röportaj yapmak
- Intimacy (n ) Samimiyet, yakınlık, sıkı dostluk
- Intimate (adj ) Samimi, yakın, içli dışlı
- Intractable (adj ) İnatçı, dik kafalı, zorlu
- Intricate (adj ) Karışık, karmakarışık, dallı budaklı
- Intrigue (n ) Entrika, dolap, fesat
- Intrinsic (adj ) Esas, asıl, gerçek
- Introduce (v ) Tanıştırmak, tanıtmak
- Intuition (n ) Sezgi, sezi, önsezi
- Inundate (v ) Su basmak, sel basmak ,boğmak
- Invalid (adj ) Geçersiz, hükümsüz, boş,
- Invariably (adv ) Değişmeden, devamlı, sürekli olarak
- Invasion (adj ) İstila, saldırı, akın
- Invertebrate (n ) Omurgasız, zayıf, iradesiz
- Invest (v ) Yatırmak, yatırım yapmak
- Invoke (v ) Yalvarmak, yardım istemek, dua etmek
- Involve (v ) İçermek, kapsamak
- Iron out (phr.v ) Uzlaşmak, sorunu halletmek
- Ironically (adv ) Alaylı biçimde
- Irreducible (adj ) İndirgenemez, azaltılamaz
- Irrelevant (adj ) Yersiz, konu dışı, alâkasız
- Irresponsible (adj ) Sorumsuz, sorumlu olmayan, güvenilmez
- Irreversible (adj ) Ters çevrilemez, dönülemez
- Isolate (v ) İzole etmek, dışlamak
- Isolation (n ) Ayırma, izolasyon, ayrı durma
- Itch (v ) Kaşınmak, kaşındırmak
H Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Habit (n ) Alışkanlık, adet, huy
- Habitat (n ) Doğal ortam, yetişme ortamı
- Halt (v ) Durdurmak, durmak
- Hamper (v ) Engel olmak, engellemek
- Hand (v ) Vermek, uzatmak, yardım etmek
- Hand in (phr.v ) Vermek, teslim etmek
- Handicap (n ) Engel, mahzur, elverişsiz durum
- Hang (v ) Asmak, takmak, sarkıtmak
- Hang onto (phr.v ) Sıkıca tutmak
- Hang over (phr.v ) Sıkıntı vermek, rahatsız etmek
- Happen (v ) Cereyan etmek, olmak
- Harass (v ) Rahatsız etmek, sıkmak, bezdirmek, istismar
- Harbour (n ) Liman
- Hardly (adv ) Hemen hemen hiç, neredeyse hiç
- Hardship (n ) Zorluk, güçlük, sıkıntı
- Harm (v ) Zarar vermek, incitmek
- Harmful (adj ) Zararlı, kötü, muzır
- Harsh (adj ) Sert, kaba, kırıcı, acı
- Harvest (v ) Hasat kaldırmak, biçmek
- Haunted (adj ) Cinli, perili, hayaletli
- Have to do with (phr.v ) İle alakası olmak, ilgisi olmak
- Haven (n ) Sığınak, barınak, liman
- Hazard (n ) Risk, tehlike
- Headquarters (n ) Karargâh, garnizon, kumanda merkezi
- Heal (v ) İyileşmek
- Health (n ) Sağlık, sıhhat, sağlık durumu
- Heaven (n ) Gökyüzü, sema, cennet
- Heed (v ) Önemsemek, dikkat etmek
- Hence (adv ) Bundan, bundan dolayı
- Herbivorous (adj ) Ot obur, otçul
- Herd (n ) Sürü, topluluk
- Heritage (n ) Miras, kalıt
- Hesitant (adj ) Tereddütlü, duraksayan, mızmız
- Hesitate (v ) Tereddüt etmek, duraksamak
- Hibernation (n ) Kış uykusu, kışı geçirme
- Hibernation (n ) Kış uykusu, kışı geçirme
- Hiccup (v ) Hıçkırmak, hıçkırık tutmak
- Hide (v ) Saklamak, gizlemek, saklı tutmak
- Hierarchy (n ) Hiyerarşi, aşamalı sistem
- Hijack (v ) Uçak kaçırmak, kaçırmak, gasp etmek
- Hinder (v ) Engel olmak, alıkoymak, aksatmak
- Hint (n ) İma, ipucu, tavsiye, fikir
- Hire (v ) Kiralamak
- Hit upon (phr.v ) Vurmak, çarpmak, isabet ettirmek
- Hitherto (adv ) Şimdiye kadar, bugüne kadar
- Hold in (phr.v ) Tutmak, zapt etmek, sınırlamak
- Hold on (phr.v ) Beklemek, tutmak
- Hold out (phr.v ) Ümit vermek, vaat etmek
- Hole (n ) Delik, çukur, oyuk
- Hometown (n ) Memleket
- Honorary (adj ) Onursal, fahri
- Honour (v ) Saygı göstermek, onurlandırmak
- Hop (v ) Sekmek, sıçramak, atlamak
- Horrible (adj ) Korkunç, berbat, korkutucu
- Horrific (adj ) Korkunç, aşırı, dehşete düşüren
- Horrify (v ) Dehşete düşürmek, korkutmak
- Hostile (adj ) Düşmana ait, düşmanca, muhalif
- Hostility (n ) Düşmanlık, karşıtlık, muhalefet
- Household (n ) Ev halkı
- Housing (n ) Barınma, konut, konumlandırma
- Hover (v ) Üstünde uçmak, sallanmak, süpürmek
- However (adv ) Her nasılsa, her halükârda, yine de, fakat, ancak
- Humble (adj ) Alçakgönüllü, mütevazi
- Humidity (n ) Nem, rutubet
- Humiliate (v ) Aşağılamak, küçük düşürmek
- Humour (n ) Mizah, gülünçlük, komik
- Hurricane (n ) Kasırga
- Hurried (adj ) Acele, aceleye gelen, telaşlı
- Hurry (v ) Acele, aceleye gelen, telaşlı
- Hurt (v ) Acıtmak, yaralamak, incitmek
- Hurtle (v ) Çarpmak, fırlamak, ses yapmak
- Hysterical (adj ) İsterik, kontrolsüz
G Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Gadget (n ) Küçük alet, ıvır zıvır, zımbırtı
- Gamble (v ) Kumar oynamak
- Gamble (v ) Kumar oynamak
- Gang (n ) Ekip, grup, çete
- Gap (n ) Boşluk, aralık
- Gasoline (n ) Benzin
- Gate (n ) Dış kapı
- Gateway (n ) Geçit
- Gather (v ) Toplamak, bir araya getirmek, tutmak
- Gaze (v ) Gözünü dikerek bakmak
- Gear (n ) Vites, dişli, takım
- Gender (n ) Cinsiyet, cins
- Gender (n ) Cinsiyet, cins
- Generally (adv ) Genel olarak, genelde, genellikle
- Generate (v ) Üretmek, meydana getirmek
- Generous (adj ) Cömert, eli açık
- Genesis (n ) Doğuş, yaratılış, köken
- Genius (adj ) Dahi, deha, zeki
- Genocide (n ) Soykırım, genosit
- Genre (n ) Çeşit, tür
- Gentle (adj ) Kibar, nazik, hoşgörülü
- Genuine (adj ) Hakiki, öz, gerçek
- Germ (n ) Mikrop, bakteri, virüs
- Germicide (n ) Mikrop öldürücü ilaç, antiseptik madde
- Germinate (v ) Çimlenmek, filizlenmek
- Gestation (n ) Gebelik süresi, gebelik dönemi
- Get about (phr.v ) Gezmek, seyahat etmek
- Get across (phr.v ) Anlaşılmak, açıklamak
- Get along with (phr.v ) İyi anlaşmak, iyi geçinmek, anlaşmak
- Get around (phr.v ) Tuzağa düşürmek, bir noktaya varmak
- Get at (phr.v ) İma etmek, demek istemek
- Get at (phr.v ) İma etmek, demek istemek
- Get away with (phr.v ) Kaçmak
- Get down (phr.v ) Nesesini sevkini kırmak, yormak
- Get down to (phr.v ) Bir işe girişmek, başlamak
- Get in (phr.v ) İçeri girmek, içeriye girmek
- Get on (phr.v ) Araca binmek
- Get on with (phr.v ) İyi anlaşmak, iyi geçinmek
- Get out of (phr.v ) Kaçınmak
- Get out of hand (phr.v ) Yoldan çıkmak, bozulmak
- Get over (phr.v ) İyileşmek, aşmak, atlatmak, üstesinden gelmek, başa çıkmak
- Giant (adj ) Dev, dev gibi, kocaman
- Gift (n ) Hediye, armağan, doğuştan yetenek
- Give in (phr.v ) Teslim etmek, pes etmek, kabullenmek
- Give off (phr.v ) Koku buhar çıkarmak, yaymak
- Give out (phr.v ) Bitirmek, başarısız olmak, tükenmek
- Give over (phr.v ) Vazgeçmek, çekilmek
- Give up (phr.v ) Bırakmak, vazgeçmek
- Glacier (n ) Buzul
- Glad (adj ) Memnun, hoşnut, sevinçli
- Glamorous (adj ) Büyüleyici, göz alıcı, göz kamaştırıcı
- Glide (v ) Kaymak, süzülmek
- Global (adj ) Global, evrensel, dünya çapında
- Glory (n ) Şan, şeref, ün, ihtişam
- Glow (v ) Kızarmak, kıpkırmızı olmak
- Glue (n ) Katılmak, yer almak, sınava girmek
- Go around (phr.v ) Dolaşmak, gezinmek
- Go back on (phr.v ) Sözünde durmamak, dönmek, geri gitmek
- Go bust (phr.v ) İflas etmek
- Go for (phr.v ) Çabalamak, gayret etmek, bulmak
- Go in for (phr.v ) İlerlemek, devam etmek
- Go on (phr.v ) Modası geçmek
- Go out (phr.v ) Çıkmak, dışarı çıkmak
- Go out of (phr.v ) Dışarı çıkmak
- Go over (phr.v ) Gözden geçirmek, ayrıntılar üzerinde durmak
- Go round (phr.v ) Yeterince olmak, herkese yetmek
- Go through (phr.v ) Katlanmak, çekmek
- Go through with (phr.v ) Yürütmek, tamamlamak
- Go with (phr.v ) Uygun olmak, yakışmak
- Goal (n ) Amaç, hedef, gol
- Gorgeous (adj ) Muhteşem, harika, göz kamaştırıcı
- Gossip (v ) Dedikodu yapmak, çene çalmak
- Govern (v ) Yönetmek, idare etmek, hükmetmek
- Government (n ) Hükümet, devlet, idare
- Graceful (adj ) İnce, zarif, ağırbaşlı, vakur
- Grade (n ) Derece, aşama, basamak
- Gradually (adv ) Azar azar, derece derece
- Graduate (v ) Mezun etmek, diploma vermek
- Grain (n ) Tane, tahıl, tanecik, zerre
- Grand (adj ) Büyük, yüce, ulu, heybetli
- Grapple (v ) Boğuşmak, uğraşmak, bağlamak
- Grasp (v ) Kapmak, tutmak, yakalamak
- Grateful (adj ) Minnettar, memnun
- Gratify (v ) Hoşnut etmek, memnun etmek
- Graze (v ) Otlatmak, otlamak, sıyırmak
- Greed (n ) Hırs, açgözlülük, oburluk
- Greedy (adj ) Hevesli, hırslı, pisboğaz
- Greet (v ) Selamlamak, kutlamak, selam vermek
- Grid (n ) Izgara, parmaklık, şebeke
- Grief (n ) Acı, üzüntü, dert
- Grind (v ) Öğütmek, ezmek, bilemek
- Grip (v ) Tutmak, yakalamak, kavramak
- Groove (n ) Yiv, oluk, çizgi
- Gross (adj ) Brüt, bütün, toptan
- Grossly (adv ) Fena halde, ağır şekilde
- Grotesque (adj ) Acayip, garip, gülünç, anlamsız
- Ground (n ) Toprak, zemin, yer
- Grow (v ) Büyümek, yetişmek
- Grow up (phr.v ) Büyümek, yetiştirmek
- Grudge (n ) Kin, garez, kıskanma
- Guarantee (v ) Garanti etmek, garantiye almak
- Guard (n ) Koruma, bekçi
- Guest (n ) Misafir, konuk
- Guidance (n ) Rehberlik, kılavuzluk, yol gösterme
- Guide (v ) Rehberlik etmek, yönlendirmek
- Guilt (n ) Suç, kabahat, suçluluk
- Guilty (adj ) Suçlu, kabahatli, günahkâr
- Gusty (adj ) Rüzgârlı, fırtınalı
F Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Fabric (n ) Kumaş, bez, dokuma
- Fabricate (v ) Üretmek, uydurmak, atmak
- Fabulous (adj ) Müthiş, şahane, harika
- Face up to (phr.v ) Cesaretle karşılamak, kabul etmek
- Facilitate (v ) Kolaylaştırmak, rahatlatmak, hafifletmek
- Facilities (n ) Kolaylıklar, imkânlar, tesisler
- Facility (n ) Yetenek, ustalık, imkân
- Fade (v ) Solmak, uçmak, rengi atmak
- Fail (v ) Başaramamak, becerememek
- Faint (v ) Bayılmak, bitkin düşmek
- Fair (adj ) Sarışın, fuar
- Faith (n ) İnanç, güven, iman, sadakat
- Fake (adj ) Sahte, taklit, uydurma, uyduruk
- Fall (v ) Düşmek, inmek, dökülmek
- Fall about (phr.v ) Çok fazla gülmek
- Fall apart (phr.v ) Dağılmak, parçalanmak
- Fall back (phr.v ) Dağılmak, parçalanmak
- Fall back on (phr.v ) Müracaat etmek, başvurmak
- Fall for (phr.v ) Abayı yakmak, bayılmak
- Fall off (phr.v ) Düşmek, azalmak, damlamak
- Fall out (phr.v ) Kavga etmek, bozuşmak
- Fall short (phr.v ) Erişememek, kısa kalmak
- Fall through (phr.v ) Başarısız olmak, başarı kazanamamak
- Fame (n ) Şöhret, ün, ad, nam
- Familiar (adj ) Tanıdık, aşina, yaygın
- Famine (n ) Açlık, kıtlık, sıkıntı
- Fanciful (adj ) Hayali, hayal ürünü, fantastik
- Fantasy (n ) Düş, fantezi, hayal, hayal gücü
- Fascinate (v ) Büyülemek, cezbetmek
- Fascinate (v ) Büyülemek, cezbetmek
- Fashion (n ) Moda, adet, tarz
- Fashionable (adj ) Modaya uygun
- Fatal (adj ) Öldürücü, ölümcül, ölümle biten
- Fate (n ) Kader, kısmet, alın yazısı
- Fatigue (n ) Yorgunluk, zahmet
- Fault (n ) Hata, yanlış, kabahat
- Faulty (adj ) Kusurlu, hatalı, arızalı
- Favorable (adj ) İyi niyetli, olumlu, müsait
- Favour (v ) Desteklemek, tutmak
- Fearsome (adj ) Korkunç, dehşetli
- Feasibility (n ) Uygulanabilirlik, yapılabilirlik, fizibilite
- Feasible (adj ) Uygulanabilir, yapılabilir
- Feat (n ) Kahramanlık, olağanüstü başarı
- Feather (n ) Kahramanlık, olağanüstü başarı
- Fed up (phr.v ) Den usanmak , bıkmak
- Fed up with (phr.v ) Den usanmak , bıkmak
- Feed (v ) Beslemek, yiyecek vermek
- Feel for (phr.v ) Acımak
- Feel for (phr.v ) Acımak
- Feel up to (phr.v ) Yapabilir durumda olmak
- Fellow (n ) Arkadaş, adam, eş
- Fermentation (n ) Mayalanma, fermantasyon
- Ferrous (adj ) Demir, demirli
- Fertilizer (n ) Gübre
- Fetch (v ) Gidip almak, getirmek
- Fever (n ) Ateş, humma, hararet
- Fib (v ) Yalan söylemek, uydurmak, atmak
- Fiber (n ) Lif, fiber, iplik, tel
- Fiction (n ) Düş, uydurma, kurgu
- Field (n ) Bilgi alanı, alan, branş
- Fierce (adj ) Azılı, azgın, sert, kızgın
- Fight off (phr.v ) Defetmek, yenmek
- Figure (n ) Figür, şekil, vücut yapısı, tip
- Fill in (phr.v ) Form doldurmak, doldurmak
- Fill in for (phr.v ) Form doldurmak, doldurmak
- Fill in on (phr.v ) Haber vermek, haberdar etmek
- Finite (adj ) Sınırlı, sonu olan, ölçülebilir
- Fire (v ) Işten atmak
- Fissure (n ) Çatlak, yarık, çatlama
- Fix (v ) Tamir etmek, yerleştirmek
- Fixture (n ) Demirbaş, tesisat, fikstür
- Flame (n ) Alev
- Flap (v ) Kanat çırpmak, savurmak
- Flash (v ) Işık tutmak, aydınlatmak
- Flaunt (v ) Hava atmak, gösteriş yapmak
- Flavour (n ) Tat, lezzet, koku
- Flaw (n ) Kusur, defo, hata
- Flee (v ) Kaçmak, sıvışmak, tüymek
- Fleet (n ) Filo, donanma, alay
- Flesh (n ) Et, vücut, beden
- Flexibility (n ) Esneklik
- Fling (v ) Atmak, fırlatmak, savurmak
- Float (v ) Yüzmek, batmadan yüzmek
- Flood (v ) Su basmak, doldurmak
- Flow (v ) Akmak, dolaşmak, süzülmek
- Flu (n ) Grip
- Fluctuate (v ) Dalgalanmak, inip çıkmak
- Fluent (adj ) Akıcı, düzgün, sürükleyici
- Fluid (n ) Sıvı, akışkan
- Focus (v ) Odaklamak, bir noktada toplamak, yoğunlaşmak
- Folk (n ) Halk, ahali, insanlar
- Follicle (n ) Folikül, bezcik, saç kökü
- Follow (v ) İzlemek, takip etmek, uymak
- Follow through (phr.v ) Gerçekleştirmek, yerine getirmek
- Follow up (phr.v ) Araştırmak, peşini bırakmamak
- Fond (adj ) Düşkün, seven, aşırı
- Force (v ) Zorlamak, mecbur etmek
- Forecast (v ) Tahmin etmek, tasarlamak
- Foremost (adj ) Önde gelen, en önemli, baş
- Forensic (adj ) Mahkemeye ait, adli
- Forerunner (n ) Müjdeci, haberci, ata
- Foresee (v ) Önceden görmek, geleceği görmek, öngörmek
- Forgery (n ) Sahtekârlık, sahtecilik, kalpazanlık
- Form (v ) Biçimlendirmek, sekillendirmek
- Former (adj ) Önceki, ilk
- Formerly (adv ) Eskiden, önceden, vaktiyle
- Formidable (adj ) Korkunç, tüyler ürpertici
- Fort (n ) Kale, hisar
- Forthcoming (adj ) Önümüzdeki, gelecek, yaklaşan
- Fortunate (adj ) Şanslı, talihli, bahtı açık
- Fortunately (adv ) Neyse ki
- Fortune (n ) Şans, talih, uğur, kısmet, servet
- Fossil (n ) Fosil, taşıl
- Foster (v ) Beslemek, büyütmek, bakmak
- Found (v ) Kurmak, temelini atmak
- Foundation (n ) Kuruluş, tesis, kurum, temel
- Fracture (v ) Kırılmak, kırmak, çatlamak
- Fragment (n ) Parça, kırıntı, bölüm
- Fragrant (adj ) Güzel kokulu, kokulu, mis kokulu
- Frame (n ) Çerçeve, çatı, şasi
- Framework (n ) İskelet, çatı, yapı, çerçeve
- Frankly (adv ) Açıkça, dobra dobra, dürüstçe
- Frantically (adv ) Çılgınca, delice
- Freeze (v ) Donmak, buzlanmak
- Freight (v ) Yüklemek, nakletmek
- Fridge (n ) Buzdolabı
- Frighten (v ) Korkutmak, dehşete düşürmek
- Frigid (n ) Buz gibi, çok soğuk, duygusuz
- Fringe (n ) Saçak, püskül, perçem
- Frontier (n ) Sınır, hudut
- Fruitful (adj ) Verimli, bereketli
- Frustrate (v ) Önlemek, engel olmak, hayal kırıklığına uğratmak.
- Fry (v ) Kızartmak
- Fuel (n ) Yakıt, yakacak, benzin
- Fulcrum (n ) Dayanak, destek noktası
- Fulfill (v ) Yerine getirmek, gerçekleştirmek, tamamlamak
- Fume (v ) Burnundan solumak, kudurmak
- Fund (n ) Fon, sermaye, para kaynağı
- Fundamental (adj ) Esas, temel, ana
- Fur (n ) Kürk, post, kürklü hayvan
- Furnish (v ) Döşemek, mobilya döşemek
- Furtively (adv ) Gizlice, sinsice
- Fury (n ) Öfke, hiddet, sinir, gazap
- Futile (adj ) Boş, nafile, beyhude
E Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Eager (adj ) Hevesli, gayretli, istekli
- Earnest (adj ) Ciddi, ağırbaşlı, gerçek
- Earth (n ) Yeryüzü, toprak, kara
- Earthquake (n ) Deprem
- Ease (v ) Kolaylaştırmak, rahatlatmak, hafifletmek
- Eat out (phr.v ) Dışarıda yemek yemek
- Eccentric (adj ) Acayip davranışlı, antika, alışılmadık
- Eccentricity (n ) Acayiplik, eksantriklik
- Edge (n ) Kenar, uç, ağız
- Educate (v ) Eğitmek, okutmak, yetiştirmek
- Education (n ) Eğitim
- Effect (n ) Etki, tesir, netice
- Efficient (adj ) Etkili, verimli, becerikli
- Effort (n ) Çaba, gayret, girişim
- Effusion (n ) Akıtma, içini dökme, akma
- Egg on (phr.v ) Teşvik etmek, tahrik etmek
- Eject (v ) Çıkarmak, kovmak, atmak
- Elaborate (adj ) Ayrıntılı, detaylı
- Elapse (v ) Akıp gitmek, geçmek
- Elegant (adj ) Şık, zarif, hoş, kibar
- Elevate (v ) Yükseltmek, kaldırmak
- Elevated (adj ) Yüksek, yüce, keyifli
- Elevator (n ) Asansör, kaldırıcı
- Eligible (adj ) Nitelikli, uygun, geçerli
- Elude (v ) Sıyrılmak, kurtulmak
- Embargo (v ) Ambargo koymak, yasaklamak
- Embark (v ) Girişmek, kalkışmak, atılmak
- Embark (v ) Girişmek, kalkışmak, atılmak
- Embark on (phr.v ) Girişmek, kalkışmak, atılmak
- Embarrass (v ) Utandırmak, sıkıntı vermek
- Embed (v ) Yerleştirmek, gömmek
- Emblem (n ) Amblem, simge, sembol
- Embody (v ) Cisimleştirmek, somutlaştırmak
- Emerge (v ) Ortaya çıkmak, doğmak
- Emergency (n ) Acil durum, acil vaka
- Emigrate (v ) Göçmek, göç etmek
- Eminent (adj ) Ünlü, yüksek rütbeli, yüce; seçkin
- Eminently (adv ) Fazlasıyla, pek
- Emission (n ) Emisyon, çıkarma
- Emit (v ) Çıkarmak, yaymak, yayınlamak
- Emotion (n ) Duygu, his, heyecan
- Emphasize (v ) Vurgulamak, üzerinde durmak
- Empire (n ) İmparatorluk
- Empirical (adj ) Deneysel, görgül
- Employ (v ) Çalıştırmak, iş vermek
- Enable (v ) Yetki vermek, izin vermek, olanak vermek
- Encircle (v ) Çevrelemek, kuşatmak
- Enclose (v ) Çevrelemek, kapatmak, kuşatmak
- Encode (v ) Şifrelemek, kodlamak
- Encounter (v ) Karşılaşmak, rastlaşmak
- Encourage (v ) Cesaretlendirmek, desteklemek
- Encrypt (v ) Şifrelemek, kodlamak
- End (v ) Bitirmek, sonuca ulaşmak
- End up (phr.v ) Bitmek, sonuçlanmak, kalmak
- Endanger (v ) Tehlikeye atmak
- Endeavor (v ) Uğraşmak, çabalamak, çaba harcamak
- Endeavour (v ) Çabalamak, uğraşmak, çaba harcamak
- Endorse (v ) Onaylamak, desteklemek
- Endow (v ) Bağışlamak, gelir bağlamak
- Endurance (n ) Dayanma, sabır, tahammül
- Endure (v ) Dayanmak, katlanmak
- Enemy (n ) Düşman
- Enforce (v ) Zorlamak, güçlendirmek
- Engage (v ) İşe almak, tutmak, meşgul etmek, bağlamak
- Engender (v ) Neden olmak, doğurmak
- Engulf (v ) İçine çekmek, yutmak
- Enhance (v ) Artırmak, yükseltmek, büyütmek
- Enlarge (v ) Büyütmek, genişletmek
- Enlighten (v ) Aydınlatmak, öğretmek, bilgi vermek
- Enmity (n ) Düşmanlık, nefret, kin
- Enormous (adj ) Büyük, muazzam, kocaman
- Enquiry (n ) Soruşturma, sorgu, soru
- Enrich (v ) Zenginleştirmek, zengin etmek
- Enrich (v ) Zenginleştirmek, zengin etmek
- Enshroud (v ) Kefene sarmak; örtmek
- Enshroud (v ) Kefene sarmak; örtmek
- Ensue (v ) Sonucu olmak, doğmak
- Ensure (v ) Sağlama almak, garantiye almak
- Entail (v ) Şarta bağlamak, gerektirmek
- Enterprise (n ) Girişim, teşebbüs
- Entertain (v ) Eğlendirmek, oyalamak, ağırlamak
- Entertainment (n ) Eğlence, gösteri
- Enthusiasm (n ) Gayret, heyecan, şevk
- Entice (v ) Kandırmak, ayartmak, baştan çıkarmak
- Entire (adj ) Tam, bütün
- Entitle (v ) Hak etmek, yetki vermek, hak tanımak
- Entity (n ) Varlık, varoluş, öz
- Entrance (n ) Antre, giriş
- Entrap (v ) Tuzağa düşürmek, yakalamak
- Entry (n ) Giriş, kayıt
- Environment (n ) Etraf, ortam, çevre
- Envisage (v ) Gözünde canlandırmak, öngörmek
- Envy (v ) Gıpta etmek, imrenmek, kıskanmak
- Epidemic (adj ) Salgın, yaygın
- Epoch (n ) Devir, çağ, dönem
- Equal (adj ) Eşit, denk, eş
- Equally (adv ) Eşit olarak
- Equilibrium (n ) Denklik, denge; tarafsızlık
- Equip (v ) Donatmak
- Equivalent (adj ) Eşit, denk, eşdeğer
- Era (n ) Devir, çağ, zaman
- Eradicate (v ) Kökünden halletmek, kökünü kurutmak
- Erect (v ) Dikmek, kurmak, inşa etmek
- Erode (v ) Kemirmek, aşındırmak, tüketmek
- Error (n ) Yanlış, hata, yanlışlık
- Erupt (v ) Püskürmek, fışkırmak, patlamak
- Escalation (n ) Yükselme, pahalanma
- Especially (adv ) Özellikle, bilhassa
- Essay (n ) Deneme
- Essential (adj ) Köklü, esaslı, başlıca, gerekli
- Essentially (adv ) Aslen, aslında, esasen
- Estate (n ) Mülk, emlâk, malikâne
- Esteem (v ) Değer vermek, saygı duymak
- Estimate (v ) Tahmin etmek, değer biçmek
- Eternal (adj ) Ölümsüz, ölmez, sonsuz
- Ethic (adj ) Ahlaki, ahlâka uygun
- Ethic (adj ) Ahlaki, ahlâka uygun
- Evacuate (v ) Boşaltmak, tahliye etmek
- Evade (v ) Kaçınmak, sakınmak
- Evaluate (v ) Değerlendirmek, değer biçmek
- Evaporate (v ) Buharlaşmak, buharlaştırmak
- Even (adv ) Bile, dahi, hatta
- Evenly (adv ) Eşit olarak, başa baş olarak
- Eventually (adv ) Sonunda, en sonunda
- Evidence (n ) Tanık, delil, kanıt
- Evil (adj ) Fena, zararlı, kötü
- Evocative (adj ) Hatırlatan, andıran, çağıran
- Evolution (n ) Evrim, gelişim, açılma
- Evolve (v ) Geliştirmek, gelişmek, evrim geçirmek
- Exact (adj ) Tam, tamı tamına, dakik
- Exaggerate (v ) Abartmak, aşırıya kaçmak
- Exalt (v ) Yükseltmek, artırmak, yüceltmek
- Excavate (v ) Kazmak, oymak, kazı yapmak
- Excavation (n ) Kazma, hafriyat, kazı
- Exceed (v ) Aşmak, geçmek
- Excel (v ) Üstün olmak, sivrilmek
- Excellent (adj ) Mükemmel, kusursuz
- Exceptional (adj ) İstisna, olağanüstü, fevkalade
- Exceptionally (adv ) Olağan üstü bir şekilde
- Excessive (adj ) Aşırı, fazla
- Exchange (v ) Değiştirmek, değiş tokuş etmek
- Excite (v ) Heyecanlandırmak, heyecan uyandırmak
- Excited (adj ) Heyecanlı, heyecanlanmış
- Exclude (v ) Dışında tutmak, dışlamak, içeri almamak
- Exclusion (n ) Hariç tutma, dışında bırakma
- Exclusive (adj ) Tek, özel, ayrıcalıklı, seçkin
- Exclusively (adv ) Özellikle, sadece, yalnız
- Excursion (n ) Gezi, gezinti
- Exemplify (v ) Örnek oluşturmak, örneklemek
- Exercise (v ) Uygulamak, egzersiz yapmak, çalıştırmak
- Exert (v ) Kullanmak, harcamak, uygulamak
- Exhaust (v ) Tüketmek, bitirmek
- Exhausting (adj ) Yorucu, zahmetli
- Exhibit (v ) Göstermek, ortaya koymak
- Exist (v ) Var olmak, olmak, bulunmak
- Exorbitant (adj ) Aşırı, çok fazla, fahiş
- Exotic (adj ) Egzotik, yabancı, acayip
- Expansion (n ) Genişleme, gelişme, büyüme
- Expect (v ) Ummak, beklemek
- Expectation (n ) Umma, beklenti, umut
- Expedition (n ) Sefer, sevk, acele, çabukluk
- Expenditure (n ) Masraf, harcama
- Expense (n ) Harcama, masraf, gider
- Experience (n ) Tecrübe, deneyim, pratik
- Expertise (n ) Uzmanlık, ihtisas
- Expertise (n ) Uzmanlık, ihtisas
- Explain (v ) Açıklamak, izah etmek
- Explicit (adj ) Açık, belirgin, aşikâr
- Explode (v ) Patlatmak, havaya uçurmak
- Exploit (v ) Kullanmak, faydalanmak, sömürmek
- Explore (v ) Keşfetmek, araştırmak
- Explosion (n ) Patlama, infilak, ateş alma
- Explosive (adj ) Patlayıcı
- Export (v ) İhraç etmek, dışarıya satmak
- Expose (v ) Ortaya çıkarmak, maruz bırakmak
- Exposure (n ) Poz, kare
- Express (v ) İfade etmek, anlatmak, açıklamak
- Exquisite (adj ) Nazik, kibar, nefis
- Extend (v ) Genişletmek, yaymak, uzatmak
- Extension (n ) Dahili hat, uzatma, genişletme, artırma
- Extensive (adj ) Kapsamlı, detaylı, yaygın
- Extensively (adv ) Yaygın olarak, geniş olarak
- Extent (n ) Alan, boyut, kapsam
- External (adj ) Dış, harici, dışarıdan gelen
- External (adj ) Dış, harici, dışarıdan gelen
- Extinct (adj ) Tükenmiş, yok olmuş, soyu tükenmiş
- Extinction (n ) Soyunun tükenmesi
- Extinguish (v ) Söndürmek, bastırmak
- Extravagant (adj ) Aşırı, ölçüsüz, savurgan, müsrif
- Extreme (adj ) Aşırı, olağanüstü, ölçüsüz, son derece
- Eyesight (n ) Görme yeteneği, görüş uzaklığı
D Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Dairy (n ) Süthane, mandıra
- Dam (n ) Baraj, hazne, engel
- Damp (adj ) Nemli, rutubetli, ıslak
- Dangerous (adj ) Tehlikeli
- Dare (v ) Cüret etmek, cesaret etmek, kalkışmak
- Date (v ) Flört etmek, buluşmak, çıkmak
- Daunt (v ) Yıldırmak, cesaretini kırmak
- Dawn (n ) Şafak, şafak vakti
- Deadline (n ) Son teslim tarihi, zaman sınırı
- Deaf (adj ) Sağır, ağır işiten, duyarsız
- Deal (n ) Anlaşma, davranış, pazarlık
- Dean (n ) Dekan
- Debatable (adj ) Tartışılabilir, soruşturulabilir, kuşkulu
- Debate (v ) Çekişmek, tartışmak
- Debit (n ) Borç, zimmet
- Debris (n ) Enkaz, döküntü, yıkıntı
- Debt (n ) Borç, borçlu olma
- Decay (v ) Çürütmek, çürümek, bozmak
- Decay (v ) Çürütmek, çürümek, bozmak
- Deceit (n ) Yalan, hilekârlık, düzenbazlık
- Deceive (v ) Aldatmak, kandırmak
- Decelerate (v ) Yavaşlatmak, yavaşlamak
- Decently (adv ) Terbiyeli bir biçimde, hoşgörüyle
- Deception (n ) Kandırma, aldatma, dalavere
- Deceptively (adv ) Aldatarak
- Deceptively (adv ) Aldatarak
- Decidedly (adv ) Kesinlikle, şüphesiz, karalı bir şekilde
- Deciduous (n ) Dökülen, yaprak döken
- Decipher (v ) Deşifre etmek, çözmek
- Decipher (v ) Deşifre etmek, çözmek
- Decision (n ) Karar, hüküm
- Decisive (adj ) Kesin, belirleyici, kararlı
- Declare (v ) Açıklamak, beyan etmek, ifade vermek
- Decline (v ) Azalmak, düşmek, geri çevirmek
- Decorate (v ) Süslemek, bezemek, dekore etmek
- Decrease (v ) Küçülmek, azaltmak, eksiltmek
- Dedicate (v ) Adamak, vermek, tahsis etmek
- Dedicated (adj ) Adamış, bağlı
- Deduce (v ) Anlamak, sonuç çıkarmak
- Deed (n ) İş, eylem, fiil
- Defect (n ) Eksiklik, kusur, noksan, özür
- Defend (v ) Savunmak, korumak, müdafaa etmek
- Defer (v ) Ertelemek, tecil etmek
- Deficiency (n ) Eksiklik
- Deficit (n ) Hesap açığı, açık, eksiklik
- Definite (adj ) Kesin, şüphesiz, kuşkusuz
- Definitely (adv ) Kesinlikle
- Deforestation (n ) Ağaçları yok etme, ormansızlaştırma
- Deformation (n ) Biçimsizleştirme; bozulma, sakatlık
- Deformity (n ) Şekil bozukluğu, biçimsizlik
- Defy (v ) Meydan okumak, karşı gelmek
- Degenerate (v ) Yozlaşmak
- Degree (n ) Derece, lisans, diploma, ünvan
- Deity (n ) Tanrı, ilah
- Delay (v ) Geciktirmek, ertelemek
- Delegate (n ) Delege, vekil, temsilci
- Delete (v ) Silmek, çıkarmak, kazımak
- Deliberate (adj ) Planlanmış, kasıtlı, kasti, tasarlanmış
- Deliberately (adv ) Kasten, kasıtlı olarak
- Delicate (adj ) Nazik, narin, ince, düşünceli
- Delicious (adj ) Lezzetli
- Delight (v ) Memnun etmek, sevindirmek
- Delightful (adj ) Hoş, zevkli, tatlı
- Deliver (v ) Dağıtmak, teslim etmek, götürmek
- Delude (v ) Aldatmak, kandırmak, ayartmak
- Delusion (n ) Hayal, kuruntu, vesvese, yanılgı
- Demand (v ) İstemek, talep etmek
- Demise (v ) Vasiyetle devretmek; bırakmak
- Democracy (n ) Demokrasi
- Demolish (v ) Yıkmak, tahrip etmek, imha etmek
- Denote (v ) Göstermek, belirtmek, ifade etmek
- Denounce (v ) İhbar etmek, kınamak
- Dense (adj ) Sıkışık, yoğun
- Density (n ) Yoğunluk, sıkışıklık; kalınlık
- Depend (v ) E bağlı olmak, güvenmek
- Dependable (adj ) Güvenilir, güvenilebilir
- Dependent (adj ) Bağlı, tabi, bağımlı
- Depict (n ) Resmetmek, betimlemek
- Deplete (v ) Tüketmek, bitirmek
- Depletion (n ) Azaltma, boşaltma, tüketme
- Deplore (v ) Acımak, üzülmek, teessüf etmek
- Deposit (n ) Depozito, teminat, emanet
- Depressing (adj ) İç karartıcı, moral bozucu
- Deprive (v ) Mahrum etmek, yoksun bırakmak
- Deputy (n ) Temsilci, vekil, delege
- Derelict (adj ) Terkedilmiş, sahipsiz; harabe
- Derive (v ) Türetmek, kaynaklanmak
- Desalination (n ) Tuzdan arındırma
- Descend (v ) İnmek, alçalmak, saldırmak
- Descendant (n ) Torun, oğul
- Describe (v ) Tanımlamak, tarif etmek
- Deserve (v ) Hak etmek, lâyık olmak
- Design (v ) Tasarlamak, dizayn etmek
- Designate (v ) Göstermek, işaret etmek
- Desirable (adj ) Çekici, beğenilen, hoş
- Desire (v ) İstemek, şiddetle arzu etmek
- Desolate (adj ) Boş, ıssız, terk edilmiş
- Despair (n ) Çaresizlik, umutsuzluk
- Desperate (adj ) Çaresiz, umutsuz, her şeyi göze almış
- Despise (v ) Hor görmek, küçümsemek
- Despite (pre ) Karşın, rağmen
- Despot (n ) Zorba, acımasız
- Destination (n ) İstikamet, varış yeri
- Destiny (n ) Kader, alın yazısı, kısmet
- Detach (v ) Çözmek, ayırmak, sökmek, yırtmak
- Detail (n ) Ayrıntı, detay, detaylar
- Detain (v ) Alıkoymak, mahrum etmek
- Detector (n ) Detektör, bulucu
- Detention (n ) Alıkoyma; gözaltına alma, tutuklama
- Deter (v ) Yıldırmak, caydırmak
- Deteriorate (v ) Kötüleşmek, bozulmak, bozmak
- Determine (v ) Kararlaştırmak, belirlemek
- Detonator (n ) Ateşleyici parça, patlatıcı, fitil
- Detrimental (adj ) Zararlı
- Devastate (v ) Mahvetmek, tahrip etmek
- Devastating (adj ) Ezici, tahrip edici, yıkıcı
- Develop (v ) Gelişmek, ilerlemek
- Deviate (v ) Sapmak, ayrılmak, yoldan çıkmak
- Device (n ) Alet, hile, oyun; arma
- Devise (v ) Tasarlamak, planlamak
- Devote (v ) Adamak, ayırmak
- Diagnose (v ) Teşhis etmek, tanımlamak
- Diagnostic (adj ) Teşhisle ilgili
- Dialect (n ) Lehçe, ağız, diyalekt
- Dictate (v ) Dikte etmek, söyleyerek yazdırmak
- Die out (phr.v ) Nesli tükenmek, tükenmek
- Diffuse (v ) Yaymak, dağıtmak, dağılmak
- Dig (v ) Anlamak, hoşlanmak, kazmak
- Digest (v ) Sindirmek, hazmetmek
- Dilute (v ) Seyreltmek, sulandırmak
- Dim (adj ) Loş, bulanık, anlayışsız, sönük
- Diminish (v ) Azaltmak, eksiltmek, azalmak
- Dire (adj ) Korkunç, dehşetli; müthiş
- Direct (v ) Yönetmek, yönlendirmek
- Dirty (adj ) Kirli, pis
- Disagree (v ) Aynı fikirde olmamak, uyuşmamak
- Disappear (v ) Gözden kaybolmak, yok olmak
- Disaster (n ) Felâket, facia, yıkım
- Discard (v ) Ayırmak, bir köşeye atmak
- Discharge (v ) Boşaltmak, tahliye etmek, ifa etmek
- Disclose (v ) Açığa vurmak, açmak, ifşa etmek
- Discomfort (n ) Sıkıntı, rahatsızlık, huzursuzluk
- Discount (n ) İndirim, ıskonto, azaltma
- Discover (v ) Keşfetmek, ortaya çıkarmak
- Discovery (n ) Keşif, buluş
- Discredit (v ) İtibarını sarsmak, gözden düşürmek
- Discreet (adj ) Tedbirli, ihtiyatlı, ağzı sıkı
- Discretion (n ) İhtiyat, tedbir ,takdir
- Discrimination (n ) Ayrıcalık yapma, fark gözetme,
- Disdain (v ) Hafife almak, küçümsemek
- Disease (n ) Hastalık, rahatsızlık
- Disfavor (n ) Beğenilmeme, hoşlanılmama
- Disgrace (v ) Utandırmak, rezil etmek
- Disgust (v ) İğrendirmek, nefret ettirmek
- Disgusting (adj ) Mide bulandırıcı, iğrençi bıktırıcı, nefret uyandıran
- Disintegrate (v ) Parçalara ayırmak, parçalamak
- Dismal (adj ) Kasvetli, loş ve sıkıntı verici, kederli
- Dismantle (v ) Sökmek, parçalamak
- Dismiss (v ) Bırakmak, işten atmak, işten çıkarmak
- Disorder (n ) Keşmekeş, kargaşa, karışıklık
- Disparate (adj ) Bambaşka, tamamen farklı
- Dispatch (v ) Göndermek, sevk etmek
- Dispel (v ) Gidermek, defetmek
- Disperse (v ) Dağıtmak, gidermek, yaymak
- Displace (v ) Yerinden çıkarmak, yerinden etmek
- Display (v ) Sergilemek, göstermek
- Dispose (v ) Atmak, kurtulmak
- Dispose of (phr.v ) Elden çıkarmak, den kurtulmak
- Dispute (v ) Tartışmak, çekişmek, münakaşa etmek
- Disregard (v ) Aldırmamak, önemsememek
- Disrepute (n ) Kötü şöhret, adı çıkmışlık, itibarsızlık
- Disrupt (v ) Dağıtmak, parçalamak, ayırmak
- Disruption (n ) Kesilme, bozulma, parçalanma
- Dissipate (v ) Dağıtmak, yaymak; boşa harcamak
- Dissolve (v ) Sona erdirmek, feshetmek
- Dissuade (v ) Vazgeçirmek, caydırmak
- Distant (adj ) Uzak, ırak, uzakta
- Distaste (n ) Sevmeme, hoşlanmama, tiksinme
- Distill (v ) Ayrıştırmak, damıtmak, saflaştırmak
- Distinct (adj ) Ayrı, farklı, başka, belirgin
- Distinctive (adj ) Ayırıcı, belirgin, özel
- Distinguish (v ) Ayırt etmek, ayırmak
- Distort (v ) Saptırmak, çarpıtmak
- Distract (v ) Dikkatini dağıtmak
- Distribute (v ) Dağıtmak, vermek
- District (n ) Bölge, havali, ilçe, semt
- Distrust (v ) Güvenmemek, inanmamak
- Disturb (v ) Rahatsız etmek, huzursuz etmek
- Dive (v ) Dalmak, atlamak, dalış yapmak
- Diverse (adj ) Çeşitli farklı, değişik
- Diversify (v ) Farklılaştırmak, çeşitlendirmek
- Diversity (n ) Farklılık, başkalık, çeşitlilik
- Divine (adj ) Tanrısal, ilahi, Tanrı’ya adanmış
- Divorce (v ) Boşanmak, boşamak, ayrılmak
- Do in (phr.v ) Yormak, yok etmek, mahvetmek
- Do over (phr.v ) Sil baştan yapmak
- Do up (phr.v ) Güzelleştirmek, tamir etmek
- Do without (phr.v ) Vazgeçmek, olmadan yapmak
- Domestic (adj ) Evcil, aile ile ilgili, evcimen
- Dominate (v ) Egemen olmak, hakim olmak
- Donate (v ) Bağışta bulunmak, bağışlamak
- Donor (n ) Bağışta bulunan kimse, verici
- Doom (n ) Kör talih, kader, alın yazısı
- Dormancy (n ) Uyku hali, uyuşukluk
- Dormitory (n ) Yatakhane, koğuş, yurt
- Doubt (n ) Şüphe, kuşku, tereddüt
- Doubtfully (adv ) Kuşkuyla, şüpheyle
- Downfall (n ) Çökme, düşme, yıkılma
- Dozen (n ) Düzine, çok sayı
- Draft (n ) Müsvedde, taslak
- Drag on (phr.v ) Bitmek bilmemek, uzadıkça uzamak
- Drain (v ) Akıtmak, kurutmak
- Drastic (adj ) Şiddetli, sert, zorlayıcı
- Draught (n ) Cereyan, hava akımı
- Draw out (phr.v ) Para çekmek
- Draw up (phr.v ) Düzenlemek, yazmak
- Draw up (phr.v ) Düzenlemek, yazmak
- Dreadful (adj ) Berbat, iğrenç, kötü, korkunç
- Dried (adj ) Kurumuş, kurutulmuş, kuru
- Drift (v ) Sürüklenmek, sürüklemek
- Drill (v ) Çalıştırmak, talim yapmak,
- Droop (v ) Sarkmak, eğilmek, sarkıtmak
- Drop by (phr.v ) Şöyle bir uğramak
- Drop in (phr.v ) Habersiz ziyaret etmek
- Drown (v ) Boğmak, suda boğulmak
- Drug (n ) İlaç
- Dub (v ) İsim vermek, ad tatmak
- Dubious (adj ) Belirsiz, şüpheli, kararsız
- Duct (n ) Tüp, boru, kanal
- Due to (pre ) Dolayı, yüzünden
- Dull (adj ) Sıkıcı, donuk, renksiz, soluk
- Dump (v ) Dökmek, boşaltmak
- Duplicate (v ) Kopyasını yapmak, eşini yapmak
- Durability (n ) Devamlılık, dayanıklılık, sağlamlık
- Durable (adj ) Uzun ömürlü, dayanıklı
- Duration (n ) Süreç, süre, süreklilik, devam
- Dusk (n ) Alaca karanlık, akşam karanlığı
- Dust (n ) Toz, toz toprak
- Duty (n ) Vazife, görev, nöbet
- Dwarf (adj ) Cüce, bodur, bücür
- Dwell (v ) İkamet etmek, oturmak
- Dwindle (v ) Azalmak, küçülmek
- Dwindle (v ) Azalmak, küçülmek
- Dye (n ) Boya
- Dynasty (n ) Hanedan, sülale
C Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Cable (n ) Kablo, telgraf
- Cage (n ) Kafes, kuş kafesi
- Calculate (v ) Hesap yapmak, hesap etmek, hesaplamak
- Call at (phr.v ) Uğramak, ziyaret etmek
- Call for (phr.v ) Gerektirmek, istemek, çağırmak
- Call off (phr.v ) İptal etmek, feshetmek, durdurmak
- Call on (phr.v ) Ziyaret etmek, uğramak
- Call up (phr.v ) Telefon etmek, askere çağırmak
- Calm down (phr.v ) Sakinleşmek, sakinleştirmek
- Calorific (adj ) Isıtan, ısı veren
- Came across (phr.v ) Karşılaşmak, rastlamak
- Cancel (v ) İptal etmek
- Cancel (v ) İptal etmek
- Candidate (n ) Aday
- Candle (n ) Mum, kandil
- Canister (n ) Teneke kutu
- Canopy (n ) Kubbe, örtü, paraşüt
- Canyon (n ) Kanyon, vadi
- Canyon (n ) Kanyon, vadi
- Capability (n ) Kapasite, yetenek, kabiliyet
- Capable (adj ) Kabiliyetli, ehliyetli, yetenekli
- Capacity (n ) Kapasite, hacim, verim
- Capitalize (v ) Sermayeleştirmek, fayda sağlamak
- Captive (n ) Esir, tutsak
- Capture (v ) Yakalamak, ele geçirmek
- Cardboard (n ) Mukavva, karton
- Cardiac (adj ) Kalp ile ilgili, kalp
- Cardiac (adj ) Kalp ile ilgili, kalp
- Care (n ) İlgi, itina, bakım
- Care (n ) İlgi, itina, bakım
- Care for (phr.v ) Bakmak, bakımını üstlenmek
- Careless (adj ) Dikkatsiz
- Carol (n ) Şarkı, ilahi
- Carry (v ) Taşımak, götürmek
- Carry away (phr.v ) Coşturmak, heyecanlandırmak
- Carry off (phr.v ) Kazanmak, hakkından gelmek
- Carry out (phr.v ) Uygulamak, yerine getirmek
- Carry through (phr.v ) Gerçeklestirmek, yerine getirmek
- Cartridge (n ) Fişek; hartuç, kartuş
- Carve (v ) Kazımak, oymak
- Cast (n ) Oyuncu kadrosu
- Cast aside (phr.v ) Oyuncu kadrosu
- Castle (n ) Kale
- Catastrophe (n ) Felaket
- Catch on (phr.v ) Tutulmak, moda olmak
- Catch up (phr.v ) Aynı seviyeye ulaşmak, yetişmek
- Catch up with (phr.v ) Aynı seviyeye ulaşmak, yetişmek
- Caution (n ) Dikkat, ikaz, uyarı
- Cautious (adj ) Tedbirli, ihtiyatlı, dikkatli
- Cavity (n ) Oyuk, çukur, boşluk
- Celebrate (v ) Kutlamak, anmak, övmek
- Celebrity (n ) Ün, ünlü kimse, tanınmış kimse
- Celestial (adj ) Gökyüzü ait, göksel, cennetsel
- Cement (n ) Çimento
- Census (n ) Nüfus sayımı, sayım
- Certainly (adv ) Kesinlikle, elbette
- Certify (v ) Onaylamak, tasdik etmek
- Cessation (n ) Durma, kesilme, ara, fasıla
- Chairman (n ) Başkan, reis
- Challenge (v ) Düelloya davet etmek, meydan okumak
- Chance (n ) Olasılık, ihtimal, şans
- Change over (phr.v ) Yöntem değiştirmek
- Changeover (n ) Yöntem değiştirme, geçiş
- Chaos (n ) Kaos
- Chapter (n ) Bölüm
- Characterize (v ) Canlandırmak, karakterize etmek
- Charge (n ) Sorumluluk, yükleme, suçlama
- Charm (v ) Cezbetmek, hayran bırakmak, büyülemek
- Chart (n ) Çizelge, grafik, tablo
- Chase (v ) Kovalamak, takip etmek, peşinde olmak
- Cheat (v ) Hile yapmak, dolandırmak, kandırmak, kopya çekmek
- Check in (phr.v ) Girmek, kaydetmek
- Check off (phr.v ) Kontrol isareti koymak
- Check off (phr.v ) Kontrol isareti koymak
- Cheer up (phr.v ) Alkışlamak, keyiflendirmek, neşelendirmek
- Cherish (v ) Şefkat göstermek, gütmek
- Chew (v ) Çiğnemek
- Chew out (phr.v ) Azarlamak
- Chicken out (phr.v ) Çekinmek, kaçınmak
- Chief (adj ) Baş, ana, en üst rütbeli
- Chip in (phr.v ) Katkıda bulunmak, birlikte ödemek
- Chronic (adj ) Kronik, sürekli, müzmin
- Chronicle (n ) Kronolojik yazılmış tarih, kronik
- Chunk (n ) Yığın, külçe, topak
- Circle (v ) Çevrelemek, kuşatmak, daire çizmek
- Circulate (v ) Dolaşmak, yayılmak
- Circulatory (adj ) Dolaşım ile ilgili, dolaşımı sağlayan
- Circumstance (n ) Koşul, durum, olay
- Cite (v ) Alıntı yapmak, bahsetmek
- Citrus (n ) Narenciye, turunçgillerden meyve
- Civilize (v ) Uygarlaştırmak, medenileştirmek
- Clad (adj ) Örtülü, sarılmış
- Clam up (phr.v ) Susmak, konuşmayı bırakmak
- Clamp (v ) Sıkıştırmak, kenetlemek
- Clarify (v ) Açıklamak, aydınlığa kavuşturmak
- Clarity (n ) Açıklık, berraklık, duruluk
- Classify (v ) Sınıflandırmak, sınıflamak, ayırmak
- Clay (n ) Kil, toprak, çamur
- Cleanse (v ) Temizlemek, arındırmak
- Clear away (phr.v ) Kaldırmak, toplamak
- Clear off (phr.v ) Gözden kaybolmak, toz olmak
- Clear up (phr.v ) Gerekli açıklamalar yapmak, anlatmak, gidermek
- Clearly (adv ) Açıkça, anlaşılır biçimde
- Cliché (n ) Klişe, basmakalıp söz
- Cliff (n ) Kayalık, uçurum, yar
- Climate (n ) İklim, hava, bölge
- Climax (n ) Doruk, zirve, dönüm noktası
- Climb (v ) Tırmanmak
- Cling (v ) Yapışmak, sarılmak, bağlanmak
- Cloak (n ) Pelerin, palto, manto
- Clockwise (adv ) Saat yönünde
- Clog (v ) Doldurmak, tıkamak, tıkanmak
- Clone (v ) Çoğaltmak (eşeysiz)
- Close (v ) Çoğaltmak (eşeysiz)
- Close down (phr.v ) Sonlandırmak, kapatmak
- Close in (phr.v ) Yaklaşmak
- Clot (v ) Pıhtılaşmak, kesilmek
- Cloudy (adj ) Bulutlu, kapalı
- Clue (n ) İpucu, iz, işaret, anahtar
- Clumsy (adj ) Sakar, beceriksiz
- Cluster (n ) Salkım, demet, grup
- Clutch (v ) Kavramak, yakalamak, tutmak
- Coalesce (v ) Birleşmek, bir araya gelmek
- Coast (n ) Sahil, deniz kenarı, deniz kıyısı
- Code (v ) Kodlamak, şifrelemek
- Code (v ) Kodlamak, şifrelemek
- Cognitive (adj ) Kavrama ile ilgili, idrak ile ilgili
- Coincide (v ) Rastlamak, denk gelmek, uymak
- Coincidence (n ) Denk gelme, tesadüf, rastlantı
- Collaborate (v ) İşbirliği yapmak, birlik olmak
- Collapse (v ) Çökmek, düşmek, yıkılmak
- Collect (v ) Biriktirmek, toplamak
- Colonize (v ) Sömürge kurmak, sömürgeye yerleştirmek
- Column (n ) Kolon, sütun
- Columnist (n ) Köşe yazarı
- Combat (n ) Savaş, mücadele, çarpışma
- Combustion (n ) Yanma, tutuşma
- Come about (phr.v ) Meydana gelmek, doğmak, çıkmak
- Come across (phr.v ) Karşılaşmak, rastlamak
- Come along (phr.v ) Birlikte gelmek, eşlik etmek
- Come apart (phr.v ) Dağılmak, parçalanmak
- Come around (phr.v ) Kendine gelmek, şuurun yerine gelmesi
- Come down to (phr.v ) Şeklinde sonuçlanmak
- Come in for (phr.v ) Uğramak, eleştiri almak
- Come into (phr.v ) Mirasa konuvermek
- Come off (phr.v ) Planlandığı gibi meydana gelmek
- Come over (phr.v ) Başına gelmek, olmak
- Come to (phr.v ) Kendine gelmek, ayılmak
- Come up (phr.v ) Görüşmek, tartışmak
- Come up against (phr.v ) Yüzleşmek, yüz yüze gelmek
- Come up to (phr.v ) Ulaşmak, gelmek, denk olmak
- Come up with (phr.v ) Ortaya bir düşünce atmak, üretmek
- Comeback (n ) Dönüş, yeniden ortaya çıkma
- Comet (n ) Kuyrukluyıldız
- Comfort (v ) Rahatlatmak, teselli etmek
- Command (v ) Emir vermek, emretmek
- Commence (v ) Başlamak, başlatmak
- Commendable (adj ) Övgüye değer, övülmeye lâyık
- Comment (v ) Yorumlamak, değerlendirmek
- Commentary (n ) Yorum, açıklama
- Commentator (n ) Yorumcu, maç spikeri
- Commerce (n ) Ticaret, iş, alım satım
- Commercial (adj ) Ticari
- Commission (n ) Komisyon, görev, vazife
- Commodity (n ) Eşya, mal, emtia
- Common (adj ) Ortak, müşterek, sıradan
- Commonly (adv ) Çoğunlukla, bayağıca, alelâde
- Commonplace (adj ) Sıradan, alelâde, olağan
- Communal (adj ) Toplumsal, halk, halkın malı olan
- Communicate (v ) İletişim kurmak, haberleşmek
- Community (n ) Cemiyet, cemaat, topluluk
- Compact (adj ) Sıkı, yoğun; özlü
- Company (n ) Şirket, arkadaş
- Comparable (adj ) Kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir
- Comparatively (adv ) Orantılı olarak, nispeten
- Compass (n ) Pusula
- Compatibility (n ) Uygunluk, bağdaşma
- Compatible (adj ) Uygun, uyumlu, bağdaşan
- Compel (v ) Zorlamak, mecbur etmek
- Compensate (v ) Karşılamak, telâfi etmek, eşitlemek
- Compete (v ) Yarışmak, rekabet etmek
- Competently (adv ) Ustaca
- Competently (adv ) Ustaca
- Competition (n ) Yarışma, rekabet
- Competitive (adj ) Rekabete dayanan
- Compile (v ) Derlemek, toplamak
- Complacent (adj ) Halinden memnun, rahat, ilgisiz
- Complain (v ) Şikâyet etmek, söylenmek, yakınmak
- Complement (v ) Tamamlamak
- Complete (v ) Tamamlamak, bitirmek
- Complex (adj ) Bileşik, karmaşık, karışık
- Complexity (n ) Güçlük, zorluk, karışıklık
- Compliance (adj ) Uyma, itaat, rıza
- Complicate (v ) Karıştırmak, güçleştirmek
- Complicated (adj ) Karışık, karmaşık, anlaşılması zor
- Complication (n ) Karmaşa, zorluk, komplikasyon
- Compliment (v ) Övmek, iltifat etmek
- Comply (v ) Razı olmak, uymak, boyun eğmek
- Component (n ) Parça, eleman, bileşen
- Composite (n ) Bileşik, karma, karışık
- Compound (n ) Bileşen
- Comprehend (v ) Anlamak, kavramak, algılamak
- Comprehension (n ) Anlayış, kavrama, idrak, kavrayış
- Comprehension (n ) Anlayış, kavrama, idrak, kavrayış
- Comprehensively (adv ) Kapsamlı
- Compress (v ) Bastırmak, sıkıştırmak
- Comprise (v ) Kapsamak, içermek, içine almak
- Compulsive (adj ) Zorlayıcı, dürtü etkisiyle yapılan
- Compulsory (adj ) Zorunlu, mecburi, zorlayıcı
- Compute (v ) Hesaplamak, hesap etmek
- Conceal (v ) Gizlemek, saklamak, örtbas etmek
- Conceit (n ) Kibir, kurum, kendini beğenme
- Conceive (v ) Aklı almak, anlamak, kavramak
- Concentrate (v ) Yoğunlaşmak, bir yerde toplamak
- Concentric (adj ) Merkezleri bir, ortak merkezli
- Concept (n ) Fikir, görüş, kavram
- Concern (n ) İlgi, alâka
- Concerned (adj ) İlgilenen, ilgili, meşgul, endişeli
- Concise (adj ) Kısa, özlü, veciz
- Conclusive (adj ) Son, kesin, kati, inandırıcı
- Concrete (adj ) Somut, elle tutulur, gerçekten var olan
- Condemn (v ) Kınamak, ayıplamak, suçlamak
- Conductivity (n ) İletkenlik
- Confer (v ) Vermek, sunmak, danışmak
- Confess (v ) İtiraf etmek, kabullenmek
- Confidence (n ) Güven, inanç, itimat, kendine güven
- Confident (adj ) Güvenli, emin, kuşkusuz
- Configure (v ) Düzenlemek, ayarlamak
- Confine (v ) Sınırlamak, tutmak, hapsetmek
- Conform (v ) Uymak, uyumlu olmak
- Confront (v ) Yüz yüze getirmek, yüzleştirmek
- Confrontation (n ) Yüzleşme, karşılaşma
- Confuse (v ) Şaşırtmak, kafasını karıştırmak, karıştırmak
- Confusion (n ) Kafa karışıklığı
- Congenital (adj ) Yaradılıştan olan, doğuştan
- Congestion (n ) Kalabalık, izdiham, tıkanıklık
- Congratulate (adj ) Tebrik etmek, kutlamak
- Congress (n ) Toplantı, kongre
- Conjecture (v ) Varsaymak; sanmak
- Conjointly (adv ) Birleşik olarak, müşterek
- Conjunction (n ) Bağlaç
- Connect (v ) Bağlamak, bitiştirmek
- Connect with (phr.v ) Bağlamak, bitiştirmek
- Connotation (n ) Yan anlam, çağrışım
- Conquer (v ) Fethetmek, almak
- Conscience (n ) Vicdan, inanç
- Conscious (adj ) Bilinçli, farkında, kasti
- Consciously (adv ) Bile bile, bilinçli olarak, kasten
- Consecutive (adj ) Birbirini izleyen, artarda
- Consecutively (adv ) Birbirini izleyerek, artarda olarak
- Consensus (n ) Fikir birliği, ortak görüş, oybirliği
- Consent (v ) Razı olmak, kabul etmek, izin vermek
- Consequence (n ) Sonuç
- Conserve (v ) Korumak, muhafaza etmek
- Considerable (adj ) Önemli, hatırı sayılır ölçüde
- Considerably (adv ) Oldukça, epeyce
- Considerate (adj ) Saygılı, düşünceli, nazik
- Consist (v ) Oluşmak, meydana gelmek
- Consistency (n ) Tutarlılık
- Consistent (adj ) Tutarlı, bağıntılı, istikrarlı
- Consistently (adv ) Tutarlı bir şekilde
- Console (v ) Avutmak, teselli etmek, avunmak
- Consolidate (v ) Sağlamlaştırmak, pekiştirmek
- Conspicuous (adj ) Belli, bariz, apaçık, göze çarpan
- Conspiracy (n ) Komplo, gizli anlaşma, suikast
- Constant (adj ) Daimi, sürekli, değişmez
- Constantly (adv ) Sıkça, sık sık, sürekli
- Consternation (n ) Şaşkınlık, hayret, afallama
- Constipation (n ) Kabızlık, kabız, peklik
- Constituent (n ) Bileşen, oluşturan parçalardan her biri
- Constitute (v ) Kurmak, teşkil etmek, oluşturmak
- Constraint (n ) Zorlama, baskı, zor
- Construct (v ) İnşa etmek, yapmak
- Constructive (adj ) Yapıcı
- Consult (v ) Danışmak, başvurmak
- Consume (v ) Tüketmek, harcamak, bitirmek
- Consumption (n ) Tüketim, bitirme, harcama
- Contact (v ) İlişki kurmak, irtibat kurmak
- Contagious (adj ) Bulaşıcı, salgın, hastalık bulaştıran
- Contain (v ) Kapsamak, içermek
- Contaminate (v ) Kirletmek, bozmak, bulaştırmak
- Contemplate (v ) Niyet etmek, düşünmek
- Contemporary (adj ) Çağdaş, modern
- Context (n ) Bağlam, sözün gelişi, kaynak
- Continent (n ) Kıta, anakara
- Continually (adv ) Sürekli olarak, boyuna
- Continue (v ) Devam etmek, sürmek
- Continuous (adj ) Devamlı, sürekli, aralıksız
- Continuously (adv ) Sürekli olarak, durmadan
- Contour (n ) Eşyükselti eğrisi, dış çizgiler
- Contract (v ) Bir hastalık kapmak, yakalanmak
- Contradictory (adj ) Çelişkili, tutarsız, aykırı, karşıt
- Contrary (adj ) Zıt, karşı, ters, aksi
- Contrast (n ) Kontrast, zıtlık, tezat, çelişki
- Contribute (v ) Katkıda bulunmak, vermek
- Control (v ) Kontrol etmek, idare etmek
- Controversial (adj ) Tartışmalı, tartışmaya yol açan
- Controversy (n ) Tartışma, çekişme, anlaşmazlık
- Convection (n ) Konveksiyon, ısı yayma
- Convene (v ) Toplamak, toplantıya çağırmak
- Convenient (adj ) Kullanışlı, uygun, pratik
- Conventional (adj ) Basmakalıp, alelade
- Conversation (n ) Konuşma, görüşme, söyleşi
- Converse (adj ) Ters, zıt, karşıt
- Conversion (n ) Değiştirme, dönüştürme
- Convey (v ) Taşımak, nakletmek, iletmek
- Convey (v ) Taşımak, nakletmek, iletmek
- Convict (v ) Mahkum etmek, suçlu bulmak
- Convince (v ) İkna etmek, inandırmak
- Cool (adj ) Serin, hoş
- Cooperate (v ) İşbirliği etmek, işbirliği yapmak
- Coordinate (v ) Koordine etmek, düzenlemek
- Cope (v ) Başa çıkmak, üstesinden gelmek
- Cope with (phr.v ) Başa çıkmak, üstesinden gelmek
- Corporation (n ) Şirket, kurum
- Correct (adj ) Doğru, yanlışsız
- Correlate (v ) İlişiği olmak, bağlantı kurmak
- Correlation (n ) Bağıntı, ilişki, korelasyon
- Correspond (v ) Uymak, yaramak, benzemek
- Corroborate (v ) Doğrulamak, onaylamak
- Corrode (v ) Aşındırmak, yıpratmak
- Corrosive (adj ) Aşındırıcı, çürütücü, yıpratıcı
- Corruption (n ) Bozulma, çürüme, yozlaşma, yolsuzluk
- Cost (v ) Mal olmak
- Costly (adj ) Pahalı, değerli, pahalıya mal olan
- Couch (v ) İfade etmek, söylemek
- Council (n ) Meclis, kurul, konsey, yönetim kurulu
- Counsel (v ) Nasihat etmek, akıl vermek
- Count (v ) Saymak, hesaba katmak
- Count on (phr.v ) Güvenmek
- Counter (v ) Karşılık vermek, karşı koymak
- Counteract (v ) Karşılık vermek, tersini yapmak
- Counterbalance (v ) Karşılamak, eşit güçle karşı koymak
- Counterfeit (v ) Sahtesini yapmak, taklit etmek
- Countermeasure (n ) Önlem, karşı önlem
- Countless (adj ) Sayısız, çok
- Countryside (n ) Kırsal bölge
- County (n ) İlçe, il, vilâyet
- Courage (n ) Cesaret, yüreklilik, yiğitlik
- Courageous (adj ) Cesur, yürekli, korkusuz
- Courageous (adj ) Cesur, yürekli, korkusuz
- Court (n ) Mahkeme
- Courteous (adj ) Kibar, nazik, ince, saygılı
- Covenant (n ) Anlaşma, antlaşma, sözleşme
- Cover (v ) Kapamak, örtmek, kaplamak
- Covert (adj ) Gizli, saklı, örtülü
- Covet (v ) Gıpta etmek, imrenmek, gözü kalmak
- Crack (v ) Çatlamak, çatlatmak
- Crack down on (phr.v ) Çatlamak, çatlatmak
- Cradle (n ) Beşik, başlangıç
- Craftsman (n ) Usta, sanatçı, sanatkâr
- Crash (v ) Kırılmak, parçalanmak, çarpmak
- Create (v ) Oluşturmak, yaratmak, yapmak
- Credibility (n ) Güvenilirlik
- Credible (adj ) Güvenilir, inanılır, inandırıcı
- Credit (n ) Kredi, geri ödenme
- Credit (n ) Kredi, geri ödenme
- Creep (v ) Sürünmek, emeklemek, sokulmak
- Cretaceous (n ) Tebeşirli, mezozoik
- Crevice (n ) Çatlak, yarık, gedik
- Crew (n ) Mürettebat
- Crick (n ) Adale kasılması, tutulma
- Crime (n ) Suç, cinayet
- Criminal (n ) Suçlu, sabıkalı
- Cripple (v ) Sakatlamak, kötürüm bırakmak, felce uğramak
- Crippled (adj ) Sakat, kötürüm, topal, arızalı
- Crisis (n ) Buhran, kriz, bunalım
- Critical (adj ) Kritik, hassas, ciddi, eleştiri
- Crop up (phr.v ) Ortaya çıkmak, boy göstermek
- Cross off (phr.v ) Listeden çıkartmak, silmek
- Cross out (phr.v ) Üstünü çizmek, silmek
- Crucial (adj ) Çok önemli, kritik
- Crude (adj ) Kaba, nezaketsiz, ilkel
- Crumble (v ) Ufalamak; parçalamak
- Crust (n ) Kabuk, kuru ekmek; tortu
- Cue (n ) İşaret, başlama işareti, replik
- Culmination (n ) Doruk, zirve
- Culmination (n ) Doruk, zirve
- Culprit (n ) Suçlu, zanlı, sanık
- Cultivate (v ) İşlemek, ekip biçmek
- Cure (v ) İyileştirmek, tedavi etmek
- Curiosity (n ) Merak, ilgi, ilginç şey
- Curious (adj ) İlgili, meraklı
- Current (adj ) Bugünkü, geçer, geçerli
- Currently (adv ) Halen, şu anda
- Curricula (n ) Müfredat, öğretim programı
- Curriculum (n ) Müfredat, öğretim programı
- Curtail (v ) Kısaltmak, kısmak
- Cushion (n ) Minder, yastık, tampon
- Custody (n ) Gözaltı, tutukluluk, velayet
- Customize (v ) Müşteri isteğine göre değiştirmek
- Cut down (phr.v ) Azaltmak
- Cut down on (phr.v ) Kısmak, azaltmak
- Cut off (phr.v ) Ayırmak, koparmak
- Cut out (phr.v ) Kesmek, bırakmak
- Cutback (n ) Eksiltme, azaltma, kesme
B Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Back (v ) Destek olmak
- Back down (phr.v ) Vazgeçmek, sözünden dönmek
- Back up (phr.v ) Desteklemek, arka çıkmak, yedeklemek
- Background (n ) Özgeçmiş, geçmiş deneyimler
- Backwards (adv ) Geriye, geriye doğru, geri
- Balance (v ) Tartmak, dengelemek
- Ballast (n ) Safra; balast, istikrar
- Banish (v ) Kovmak, defetmek, sürgün etmek
- Banish (v ) Kovmak, defetmek, sürgün etmek
- Bankrupt (v ) İflas ettirmek, batırmak
- Barefoot (adj ) Yalınayak, çıplak ayaklı
- Bargain (n ) Pazarlık, kelepir
- Bargain for (phr.v ) Hesaba katmak, beklemek
- Barrel (n ) Fıçı, varil, namlu
- Barren (adj ) Kısır, verimsiz, çorak, kıraç
- Barricade (n ) Barikat, engel, siper
- Basal (adj ) Bazal, esas ile ilgili, temel
- Base (n ) Kök, temel, dayanak
- Base on (phr.v ) Dayandırmak, dayamak
- Basin (n ) Leğen, kâse
- Basis (n ) Temel, esas, kaynak
- Battle (v ) Savaşmak, mücadele etmek
- Battlefield (n ) Savaş alanı
- Battleship (n ) Savaş gemisi, zırhlı gemi
- Bauxite (n ) Boksit
- Bauxite (n ) Boksit
- Be off (phr.v ) Ayrılmak, yola çıkmak
- Be taken aback (phr.v ) Şok olmak
- Beam (v ) Işımak, ışık saçmak, parlamak
- Bear (v ) Dayanmak, çekmek, katlanmak
- Bear out (phr.v ) Desteklemek, doğrulamak
- Bear out (phr.v ) Desteklemek, doğrulamak
- Bear up (phr.v ) Dayanmak, çekmek, katlanmak
- Beat (v ) Vurmak, dövmek
- Beat up (phr.v ) Fena halde dövmek
- Beeswax (n ) Balmumu
- Beg off (phr.v ) Geri çevirmek
- Behalf (n ) Adına
- Behave (v ) Davranmak
- Behaviour (n ) Tavır, davranış, hareket
- Believe (v ) İnanmak, güvenmek
- Bench (n ) Bank, sıra, kürsü
- Bend (v ) Eğmek, bükmek
- Beneath (adv ) Altında, altına, altta
- Beneficial (adj ) Yararlı, hayırlı, faydalı
- Beneficiary (n ) Yararlanan kimse; hak sahibi
- Benefit (n ) Yarar, fayda, çıkar
- Benign (n ) İyi huylu, sevecen, iyi kalpli
- Beset (v ) Rahat vermemek, kuşatmak
- Betray (v ) İhanet etmek, hıyanet etmek, ifşa etmek
- Bewilder (v ) Şaşırtmak, hayret ettirmek
- Bewitch (v ) Büyülemek, büyü yapmak
- Biased (adj ) Önyargılı, taraflı, peşin hükümlü
- Bid (v ) Fiyat vermek, teklif vermek
- Bind (v ) Bağlamak, ciltlemek; tutturmak
- Bite (v ) Isırmak, dişlemek, sokmak
- Blanket (n ) Battaniye, örtü
- Blast (n ) Şiddetli rüzgâr, rüzgâr
- Blaze (v ) Alev alev yanmak, parlamak, ışımak
- Bleach (n ) Çamaşır suyu, ağartıcı
- Bleak (adj ) Rüzgârlı, umutsuz, kasvetli
- Blend (v ) Harmanlamak, karıştırmak, karışmak, harmanlamak
- Blind (adj ) Kör, görmeyen, anlayışsız
- Block (v ) Bloke etmek, engellemek
- Blood (n ) Kan
- Blow (v ) Esmek, körüklemek, üflemek
- Blow (v ) Esmek, körüklemek, üflemek
- Blow up (phr.v ) Patlamak, havaya uçurmak
- Blunder (v ) Pot kırmak, gaf yapmak
- Blunt (adj ) Kör, kör (bıçak), körelmiş
- Bluntly (adv ) Açık açık, dobra dobra
- Blur (v ) Bulandırmak, bulanmak
- Blush (v ) Kızarmak, yüzü kızarmak
- Blush (v ) Kızarmak, yüzü kızarmak
- Boastful (adj ) Övüngen, böbürlenen, övünen
- Boil (v ) Kaynatmak, fokurdatmak
- Bold (adj ) Cesur, gözü pek, cüretli
- Bolt (n ) Cıvata; sürgü
- Bomb (v ) Bombalamak, bombardıman etmek
- Bombard (v ) Bombalamak, bombardıman etmek
- Bond (v ) Tutturmak, yapıştırmak
- Bone (n ) Kemik, kılçık
- Bone up on (phr.v ) Çok çalışmak, ineklemek
- Book (v ) Ayırmak, yer ayırmak
- Boom (v ) Gelişmek, fırlamak
- Boost (v ) Artırmak, yükseltmek
- Boring (adj ) Sıkıcı
- Borrow (v ) Ödünç almak
- Bother (v ) Canını sıkmak, rahatsız etmek
- Bottom (n ) Dip, alt
- Bound (v ) Sınırlarını çizmek, sınırlamak
- Bountiful (adj ) Cömert, eli açık, bol
- Bounty (n ) Cömertlik, armağan, hediye
- Boycott (v ) Boykot etmek
- Brain (n ) Beyin
- Brake (v ) Fren yapmak, frenlemek
- Branch (n ) Dal, şube, kol
- Bread (n ) Ekmek
- Break away (phr.v ) Kaçmak, kirişi kırmak
- Break away (phr.v ) Kaçmak, kirişi kırmak
- Break in (phr.v ) Zorla girmek
- Break into (phr.v ) Zorla içeri girmek, soymak
- Break off (phr.v ) Birdenbire kesilmek, durmak, kesmek, kırmak
- Break out of (phr.v ) Firar etmek
- Break through (phr.v ) Doğmak, çıkmak
- Breakage (n ) Kırılma, kırma
- Breakdown (n ) Arıza, bozulma, sorun
- Breakthrough (n ) Buluş, atılım
- Breath (n ) Nefes, soluk, fısıltı
- Breathe (v ) Solumak, nefes almak
- Breathe (v ) Solumak, nefes almak
- Breed (v ) Doğurmak, çoğalmak
- Bribe (v ) Rüşvet vermek, para yedirmek
- Brick (n ) Tuğla
- Bridge (n ) Köprü
- Brief (adj ) Kısa, kısa ve öz
- Briefly (adv ) Kısaca
- Brigade (n ) Tugay, ekip, takım
- Brilliant (adj ) Zeki, pırıl pırıl, harika
- Bring about (phr.v ) Neden olmak, yol açmak
- Bring back (phr.v ) Geri getirmek, hatırlatmak
- Bring in (phr.v ) Sunmak, getirmek
- Bring off (phr.v ) Kurtarmak, başarmak
- Bring on (phr.v ) Sebep olmak
- Bring out (phr.v ) Yayımlamak, çıkarmak
- Bring round (phr.v ) Ayıltmak
- Bring up (phr.v ) Yetiştirmek, büyütmek
- Brink (n ) Kenar, kıyı, eşik
- Brittle (adj ) Kolay kırılır, kırılgan, gevrek
- Broaden (v ) Genişlemek, genişletmek
- Broadly (adv ) Geniş geniş, genel olarak
- Bronze (n ) Bronz, tunç, bronz
- Browser (n ) Tarayıcı
- Brush up (phr.v ) Tekrar etmek
- Brush up on (phr.v ) Çalısmak, ilerletmek
- Bubble (n ) Kabarcık, hava kabarcığı, baloncuk
- Budget (n ) Bütçe
- Build (v ) İnşa etmek
- Build up (phr.v ) Kurmak, kuvvetlendirmek, artırmak
- Bunker (n ) Sığınak
- Burden (v ) Yüklemek, sırtına yüklemek
- Burglary (n ) Hırsızlık
- Burn (v ) Yanmak, tutuşmak, alev almak
- Burn down (phr.v ) Yanmak, yakmak, yanıp kül olmak
- Burn up (phr.v ) Yanıp kül olmak
- Burst (v ) Patlak vermek, patlamak
- Burst into (phr.v ) Bir yere aniden girmek
- Burst into tears (phr.v ) Gözyaşlarına boğulmak
- Bustle (v ) Telaş etmek, koşuşturmak
- Butt in (phr.v ) Burnunu sokmak, karışmak
- Buy off (phr.v ) Rüşvet vererek satın almak
- Bypass (v ) Atlamak, dolaştırmak