İçeriğe atla
P Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Pact (n) Pakt, anlaşma, sözleşme
- Painful (adj) Acıtan, ağrıtan, eziyetli
- Painless (adj) Acısız
- Pair (n) Eş, çift
- Pale (adj) Sararmış, soluk, solgun
- Pan out (phr.v) Sonuç vermek, başarmak
- Paradise (n) Cennet, Aden
- Paradox (n) Mantıkla çelişen ama doğru olan söz, paradox
- Paralyse (v) Felç etmek, aksatmak
- Paralyze (v) Felç etmek, durdurmak, aksatmak
- Parcel (n) Paket, koli, parsel
- Partial (adj) Kısmi, tam olmayan, taraflı
- Partially (adv) Kısmen
- Participant (n) Katılımcı, iştirakçi
- Participate (v) Katılmak, ortak olmak, pay almak
- Particle (n) Tanecik, molekül, parçacık
- Particular (adj) Belli, belirli, özel, özgü
- Particularly (adv) Özellikle, bilhassa, ayrıntılı olarak
- Partition (n) Bölme, ayırma, taksim etme
- Partly (adv) Kısmen
- Pass away (phr.v) Vefat etmek, ölmek
- Pass on (phr.v) İletmek, transfer etmek, aktarmak
- Pass out (phr.v) Bayılmak
- Pass over (phr.v) Görmezden gelmek
- Passion (n) Hırs, ihtiras, tutku
- Passionate (adj) Tutkulu, ihtiraslı, hırslı
- Path (n) Yol, patika
- Patient (adj) Sabırlı, hoşgörülü, dayanıklı
- Pattern (n) Örnek, eşantiyon, şablon
- Pay back (phr.v) Acısını çıkarmak, öcünü almak, geri ödemek
- Pay for (phr.v) Bir şeyin parasını ödemek
- Peace (n) Barış, sulh, huzur, rahat
- Peak (n) Zirve, doruk, tepe
- Pearl (n) İnci, sedef
- Peasant (n) Köylü
- Peculiar (adj) Has, özgün, özel, acayip
- Pedestrian (n) Yaya
- Peel (v) Kabuğunu soymak, soymak
- Penalty (n) Ceza, para cezası, penaltı
- Penetrate (v) İçine girmek, sokulmak
- Pension (n) Emekli maaşı, emekli
- Perceive (v) Algılamak, hissetmek, sezmek
- Percentage (n) Yüzde, yüzdesi, oran
- Perception (n) Algılama, idrak, algı
- Perch (v) Tünemek, konmak, oturmak
- Perfect (adj) Mükemmel, kusursuz
- Perform (v) Yapmak, yerine getirmek, uygulamak
- Performance (n) Gösteri, oyun, performans
- Periodical (n) Dergi, mecmua
- Perish (v) Ölmek, can vermek, çürümek
- Permanent (adj) Sürekli, kalıcı, daimi
- Permanently (adv) Daimi olarak, temelli olarak
- Permit (v) İzin vermek, olanak vermek
- Pernicious (adj) Zararlı, muzır, ölümcül
- Perpetrate (v) Suç işlemek
- Perpetual (adj) Sürekli, aralıksız, daimi
- Perplex (v) Kafa karıştırmak, şaşırtmak
- Persecute (v) Eziyet etmek, acı çektirmek
- Persist (v) Devam etmek, sürdürmek, ısrar etmek
- Persistent (adj) Devamlı, sürekli, kalıcı
- Personally (adv) Şahsen, kişisel olarak
- Persuade (v) İkna etmek, razı etmek, kandırmak
- Pert (adj) Şımarık, arsız
- Pertain (v) Ait olmak, dair olmak, ilgili olmak
- Pervade (v) Yayılmak, yaygınlaşmak
- Pervasive (adj) Nüfuz eden, yaygın
- Pessimistic (n) Kötümser, karamsar, pesimisttik
- Pesticide (n) Böcek zehri, zararlı bitki zehri
- Phase (n) Safha, evre, faz, aşama
- Phenomenon (n) Olgu, fenomen, algılanabilen şey
- Phrase (n) Deyiş, ifade, tabir
- Pick on (phr.v) Sataşmak, uğraşmak
- Pick out (phr.v) Seçmek
- Pick up (phr.v) Yerden kaldırmak, almak, kaldırmak
- Pick (v) Toplamak, koparmak, yolmak
- Pile (v) Yığmak, istif etmek
- Pilgrimage (n) Hac, hacılık, hac yolculuğu
- Pin down (phr.v) Mecbur etmek, zorunlu kılmak
- Pioneer (v) Çığır açmak, öncü olmak
- Pistol (n) Tabanca
- Pity (n) Merhamet, acıma, acınacak şey, üzücü
- Plague (n) Veba, belâ, felâket, dert
- Plaintiff (n) Davacı, şikâyetçi
- Plant (n) Bitki
- Plausible (adj) Akla yakın, makul, mantıklı
- Play back (phr.v) Banttan çalmak, kayıttan dinlemek
- Play down (phr.v) Önemsememek
- Play out (phr.v) Tükenmek, bitirmek
- Play up (phr.v) Vurgulamak, üzerinde durmak
- Playwright (n) Oyun yazarı
- Pleasant (adj) Hoş, güzel
- Plentiful (adj) Bol, çok, bereketli
- Plenty (adj) Çokluk, bolluk, bereket
- Pliable (adj) Bükülebilir, katlanır, esnek
- Plot (n) Komplo, entrika, fesat
- Pluck (v) Çekmek, sürüklemek
- Plug (n) Priz, tıpa, tıkaç, fiş
- Plunder (v) Yağmalamak, talan etmek
- Plunge (v) Daldırmak, batırmak, saplamak
- Poignant (adj) Acı, dokunaklı, keskin
- Point out (phr.v) Belirtmek, işaret etmek, göstermek
- Point (v) Göstermek, işaret etmek
- Pointless (adj) Anlamsız, manasız, saçma
- Poison (n) Zehir
- Poisonous (adj) Zehirli, fesat, kötü niyetli
- Polar (adj) Kutup, kutupsal
- Pole (n) Kutup
- Policy (n) Politika, siyaset
- Polish (n) Polonyalı, polonyaca
- Polite (adj) Kibar, nazik, terbiyeli, ince
- Politician (n) Politikacı
- Poll (v) Oy vermek, kamuoyu yoklaması yapmak
- Pollutant (n) Çevre kirliliğine yol açan madde
- Pollute (v) Kirletmek, bozmak
- Pollution (n) Kirlenme, kirletme
- Pond (n) Gölet, gölcük, havuz
- Pool (n) Havuz, gölcük, gölet
- Populate (v) İnsan yerleştirmek(doldurmak)
- Population (n) Nüfus
- Populous (n) Yoğun nüfuslu, kalabalık
- Pore (n) Gözenek
- Port (n) Liman
- Portable (adj) Portatif, seyyar, taşınabilir
- Portion (n) Porsiyon, pay, hisse, parça
- Portrait (n) Portre, vesikalık fotoğraf
- Portray (v) Portresini yapmak, tasvir etmek
- Pose (v) Poz vermek, tavır takınmak
- Posit (v) Yerleştirmek, yerine koymak, öne sürmek
- Possess (v) Sahip olmak, elinde bulundurmak
- Possibility (n) Olasılık, ihtimal, olanak
- Possible (adj) Olası, mümkün
- Posterity (n) Gelecek kuşaklar, soy, nesil
- Postpone (v) Ertelemek, tecil etmek
- Postulate (v) Varsaymak, farz etmek
- Postwar (adv) Savaş sonrası, savaştan sonraki
- Potential (adj) Potansiyel, olası
- Potentially (adv) Olabilir, mümkün olarak, potansiyel olarak
- Pouch (n) Kese, torba, torbacık
- Pour (v) Dökmek, akıtmak, boşaltmak
- Poverty (n) Yoksulluk, fakirlik
- Practically (adv) Hemen hemen, neredeyse
- Practice (n) Pratik, idman
- Practitioner (n) Pratisyen, doktor
- Prairie (n) Çayır, kır
- Praise (v) Övmek, methetmek, şükretmek
- Precarious (adj) Güvenilmez, belirsiz, tutarsız
- Precaution (n) Önlem, tedbir
- Precede (v) Önce gelmek, önce olmak
- Precious (adj) Kıymetli, değerli
- Precipitous (adj) Dik, sarp, aceleci, çabuk
- Precise (adj) Tam, kesin, belirli, belli
- Preconceive (v) Peşin hüküm vermek, önyargılı olmak
- Predict (v) Önceden haber vermek, tahmin etmek
- Predominant (adj) Üstün, baskın, ağır basan, hakim
- Preface (n) Önsöz
- Prefer (v) Tercih etmek, yeğlemek
- Preferable (adj) Daha iyi, tercih edilir
- Preference (n) Tercih, yeğ tutma
- Pregnant (adj) Gebe, hamile, yaratıcı
- Prehensile (adj) Kavrayabilen, tutma yeteneği olan
- Prehistoric (adj) Tarih öncesi, tarih öncesine ait
- Prejudice (n) Önyargı, peşin hüküm
- Preliminary (adj) Ön, ilk, başlangıç
- Premium (n) Prim, ödül, ikramiye, kâr payı
- Prepare (v) Hazırlamak, hazırlık yapmak
- Preposterous (adj) Akıl almaz, mantıksız, akılsız
- Prescribe (v) İlaç yazmak (doktor), reçete yazmak
- Prescription (n) Reçete, ilaç yazma, emir
- Presence (n) Varlık, varoluş, tavır
- Present (n) Hediye
- Preserve (v) Korumak, muhafaza etmek
- Preside (v) Başkanlık etmek, yönetmek
- President (n) Başkan, cumhurbaşkanı
- Press (v) Baskı yapmak, sıkıştırmak, bastırmak
- Pressure (n) Baskı, zorlama, sıkıntı
- Prestige (n) Prestij, saygınlık, itibar
- Prestigious (adj) Prestijli, saygın, tanınmış
- Presumably (adv) Herhalde, galiba, muhtemelen
- Presume (v) Varsaymak, farz etmek, tahmin etmek
- Pretend (v) Yalandan yapmak, numara yapmak
- Pretty (adj) Hoş, güzel
- Prevail (v) Galip gelmek, yenmek, hüküm sürmek
- Prevent (v) Önlemek, engel olmak
- Previous (adj) Önceki, eski, evvelki
- Prey (n) Hayvanın avı
- Price (n) Fiyat
- Pride (n) Gurur, kibirlilik
- Primarily (adv) İlk olarak, öncelikle, başlıca
- Primary (adj) İlk, biri, başlıca, ana, temel
- Prime (adj) En önemli, başlıca, asal
- Primeval (adj) İlkel, ilk çağa ait
- Primitive (adj) İlk, ilkel, ilk çağa ait
- Prince (n) Prens, şehzade, hükümdar
- Principal (adj) Baş, ana, asıl, esas
- Principle (n) Prensip, ana, esas
- Print (v) Basmak, yayınlamak
- Prior (adj) Önceki, eski, önce
- Priority (n) Kıdem, öncelik
- Prison (n) Hapishane, cezaevi, kodes
- Privacy (n) Mahremiyet, kişiye özellik
- Private (adj) Özel, kişisel, şahsi
- Privately (adv) Özel olarak
- Privilege (n) Ayrıcalık, imtiyaz, dokunulmazlık
- Prize (n) Ödül, mükâfat, ikramiye
- Probability (n) Olasılık, ihtimal
- Probable (adj) Olası, mümkün, muhtemel
- Probably (adv) Muhtemelen, olasılıkla, galiba
- Probe (v) Deşmek, soruşturmak, araştırmak
- Procedure (n) Prosedür, işlem, usul, muamele
- Proceed (v) İlerlemek, devam etmek
- Process (n) Yöntem, işlem, süreç
- Proclaim (v) İlan etmek, duyurmak, bildirmek
- Prodigious (adj) Müthiş, şaşılacak, olağanüstü
- Produce (v) Üretmek
- Product (n) Ürün, mahsul, sonuç
- Production (n) Üretme, üretim, yapım
- Productive (adj) Üretken, yaratıcı, verimli
- Profession (n) İş, uzmanlık alanı, meslek
- Profit (n) Kâr, kazanç, getiri
- Profound (adj) Derin, çok derin, bilge
- Progress (v) İlerlemek, ileri gitmek
- Prohibit (v) Yasaklamak, menetmek, yasak etmek
- Prohibition (n) Yasaklama, yasak
- Project (n) Proje, tasarı, plan
- Proliferation (n) Çoğalma, üreme, tomurcuktan üreme
- Prolific (adj) Doğurgan, çabuk üreyen
- Prolong (v) Uzatmak, sürdürmek
- Prominent (adj) Belirgin, belli, göze çarpan
- Promise (v) Söz vermek, vaat etmek
- Promote (v) Yükseltmek, terfi ettirmek
- Promotion (n) Reklâm, tanıtım, terfi, artırma
- Prompt (v) Harekete geçirmek, teşvik etmek
- Prone (adj) Eğimli, meyilli, yatkın
- Proof (n) Kanıt, delil, ispat
- Propel (v) İleriye itmek, itmek, sevk etmek
- Proper (adj) Tam, doğru dürüst, uygun
- Properly (adv) Düzgün bir şekilde
- Property (n) Eşya, emlâk, mal, mülk
- Proportion (n) Oran, nispet, pay, kesim
- Proposal (n) Öneri, teklif, evlenme teklifi
- Propose (v) Önermek, teklif etmek
- Proprietor (n) Sahip, mal sahibi, mülk sahibi
- Prosecute (v) Dava açmak, yürütmek, takip etmek
- Prosecutor (n) Savcı
- Prospect (n) Beklenti, olasılık, umut
- Prosper (v) Başarılı olmak, başarmak
- Prosperity (n) Zenginlik, refah, bolluk
- Prosperous (adj) Başarılı, zengin, refah
- Protagonist (n) Kahraman (hikâye), elebaşı
- Protect (v) Korumak, gözetmek
- Protection (n) Koruma, muhafaza, himaye
- Protest (v) İtiraz etmek, protesto etmek
- Protract (v) Uzatmak, süresini uzatmak
- Proud (adj) Gurur verici, gururlu
- Prove (v) Kanıtlamak, ispat etmek
- Provide (v) Sağlamak, karşılamak, temin etmek
- Province (n) İl, vilâyet, uzmanlık alanı
- Provocative (adj) Kışkırtan, tahrik eden
- Provoke (v) Kışkırtmak, tahrik etmek, kızıştırmak
- Prowl (v) Sinsice dolaşmak, fırsat kollamak
- Proximity (n) Yakınlık, yakın olma
- Psyche (n) Ruh, akıl
- Psychology (n) Psikoloji, ruhbilim
- Public (n) Kamu, kamusal, halk
- Publication (n) Yayınlama, yayın, neşriyat
- Publicity (n) Tanıtım, tanıtma, reklâm
- Publicly (adv) Alenen, herkesin içinde
- Publish (v) Yayınlamak, basmak
- Pull down (phr.v) Sağlığını bozmak, yok etmek
- Pull off (phr.v) Başarmak, elde etmek
- Pull out of (phr.v) Bırakmak, terk etmek
- Pull out (phr.v) Çekip çıkarmak, dışarı çekmek
- Pull over (phr.v) Arabayı kenara çekmek
- Pull through (phr.v) Şifa bulmak, iyileşmek
- Pull up (phr.v) Durmak, sağa çekmek
- Pull (v) Çekmek, asılmak
- Pulley (n) Makara, palanga, kasnak
- Pulse (n) Nabız, nabız atışı
- Punch (v) Yumruklamak, zımbalamak
- Punctual (adj) Dakik
- Puncture (v) Patlatmak, delmek
- Punish (v) Cezalandırmak, ceza vermek
- Punishment (n) Ceza, cezalandırma, sert davranma
- Pupil (n) Öğrenci
- Purchase (v) Satın almak, elde etmek, kazanmak
- Pure (adj) Saf, arı, katıksız
- Purify (v) Arıtmak, temizlemek, saf hale getirmek
- Purity (n) Saflık, temizlik, namus
- Purpose (n) Amaç, maksat, niyet
- Pursue (v) İzlemek, peşinde koşmak
- Pursuit (n) Kovalama, takip, araştırma
- Push on (phr.v) İlerlemek
- Push (v) İtmek
- Put across (phr.v) Taşımak, iletmek, götürmek
- Put away (phr.v) Kenara koymak, biriktirmek, kaldırmak
- Put back (phr.v) Engel olmak, geciktirmek
- Put down (phr.v) Rezil etmek, fırçalamak
- Put forward (phr.v) Öne sürmek, iddia etmek
- Put in for (phr.v) Ricada bulunmak
- Put in (phr.v) Katmak, ilave etmek, eklemek
- Put off (phr.v) Ertelemek
- Put on (phr.v) Giymek, takmak
- Put out of (phr.v) Dışında bırakmak, hariç bırakmak
- Put out (phr.v) Söndürmek
- Put over (phr.v) Ertelemek, tecil etmek
- Put pressure on (phr.v) Baskı yapmak, sıkıştırmak
- Put through (phr.v) Telefonu bağlamak, bağlamak
- Put up with (phr.v) Katlanmak, dayanmak, tahammül etmek
- Put up (phr.v) Misafir etmek, ağırlamak
- Puzzle (v) Şaşırtmak, kafasını karıştırmak
O Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Obedience (n) İtaat, boyun eğme, sadakat
- Obese (adj) Aşırı şişman, şişko, şişman
- Obesity (n) Şişmanlık, aşırı şişmanlık
- Obey (v) İtaat etmek, uymak, dinlemek
- Object (v) İtiraz etmek, karşı çıkmak
- Objective (adj) Objektif, tarafsız, nesnel
- Obligate (v) Mecbur etmek, zorlamak
- Obligation (n) Minnet, zorunluluk, yükümlülük
- Oblige (v) Zorunda bırakmak, mecbur etmek
- Oblivious (adj) Unutkan, ihmalkâr, ihmalci
- Obnoxious (adj) Çirkin, iğrenç, pis, kötü
- Obscure (adj) Karanlık, loş, belirsiz, karışık, anlaşılmaz
- Obscurity (adj) Karanlık, anlaşılmazlık, bilinmezlik
- Observe (v) Görmek, gözetlemek, gözlemek
- Observer (n) Gözlemci
- Obsession (n) Takıntı, saplantı, sabit fikir
- Obsolete (adj) Eski, kullanılmayan, modası geçmiş
- Obstacle (n) Engel, mani
- Obstinate (adj) İnatçı, dik başlı, dik kafalı
- Obstruct (v) Engel olmak, tıkamak, kapamak
- Obtain (v) Sağlamak, elde etmek, edinmek
- Obviate (v) Gidermek, önlemek, çare bulmak
- Obvious (adj) Açık, besbelli, apaçık
- Occasion (n) Fırsat, ortam, durum
- Occasionally (adv) Ara sıra, bazen
- Occupation (n) Uğraş, iş, meşguliyet
- Occupy (v) Tutmak, işgal etmek, meşgul etmek
- Occur (v) Çıkmak, ortaya çıkmak, oluşmak
- Odd (n) Acayip, tuhaf, garip
- Odour (n) Koku
- Offence (n) Suç, saldırı, tecavüz
- Offend (v) İncitmek, kırmak, rencide etmek
- Offensive (adj) Saldıran, saldırgan, hakaret eden
- Offer (v) Teklif etmek, sunmak
- Officially (adv) Resmi olarak, resmen
- Officious (adj) İşgüzar, yarı resmi
- Offset (v) Dengelemek, denkleştirmek
- Offshore (adv) Kıyıdan uzakta, kıyıdan esen
- Offspring (n) Ürün, çoluk çocuk
- Omit (v) Atlamak, çıkarmak, ihmal etmek
- Ongoing (adj) Devamlı, sürekli, aralıksız
- Onwards (adv) İleri, ileriye, beri, sonra
- Opacity (n) Saydam olmayış, şeffaf olmayış, anlaşılmazlık
- Open up (phr.v) Söz açmak, açılmak
- Operate (v) Çalışmak, işletmek, etki etmek
- Operation (n) Cerrahi müdahale, operasyon, ameliyat
- Opinion (n) Fikir, düşünce, kanı
- Opponent (n) Aleyhtar, düşman, rakip
- Opportunity (n) Fırsat, uygun durum, şans
- Oppose (v) Karşı koymak, karşı çıkmak
- Opposite (adj) Karşıt
- Oppress (v) Sıkmak, bunaltmak, ezmek
- Optimistic (adj) İyimser
- Order (v) Sipariş vermek
- Ordinary (adj) Olağan, sıradan
- Organization (n) Organizasyon, örgüt, örgütlenme
- Organize (v) Düzenlemek, kurmak
- Orientation (n) Oryantasyon, uyum sağlama
- Origin (n) Kök, köken, başlangıç
- Original (adj) Özgün, ilk
- Originally (adv) Aslen, aslında, orijinal olarak
- Originate (v) Kaynaklanmak, meydana gelmek
- Ornament (n) Süs, takı, aksesuar
- Ornamentation (n) Süsleme, süs, takı
- Orphanage (n) Yetimhane, yetimler yurdu
- Oscillation (n) Salınım, sallanma, titreşim
- Ostentatious (adj) Gösterişli, azametli, havalı
- Otherwise (conj) Yoksa, bunun dışında, aksi halde
- Outbreak (n) Patlak verme, salgın, isyan
- Outcome (n) Sonuç, son
- Outdoor (adj) Açık havada, dışarıda
- Outlay (n) Harcamalar, giderler, harcama
- Outlet (n) Çıkış, yol, ağız
- Outlook (n) Görünüm, görünüş, görüntü
- Output (n) Çıktı, çıkış gücü, verim, üretim
- Outrage (v) Hakaret etmek, kırmak, kötü davranmak
- Outrageous (adj) Aşırı kötü, çok çirkin, rezil
- Outset (n) Başlangıç, baş
- Outskirts (n) Kenar mahalleler, varoş
- Outspokenly (adv) Açıkça, açık açık
- Outstanding (adj) Göze çarpan, seçkin, önde gelen
- Outweigh (v) Ağır basmak, daha ağır gelmek
- Overall (adj) Tam, tüm, etraflı
- Overcharge (v) Fahiş fiyatla satmak, kazıklamak
- Overcome (v) Başa çıkmak, üstesinden gelmek
- Overdue (adj) Geç kalmış, rötarlı, vadesi geçmiş
- Overestimate (v) Fazla tahmin etmek, aşırı değer biçmek, abartmak
- Overhead (adv) Yukarıda, tepede, havada
- Overhear (v) Kulak misafiri olmak, kulak kabartmak
- Overlook (v) Görmemezlikten gelmek, gözden kaçırmak
- Overrate (v) Fazla değer vermek, gözünde büyütmek
- Overrule (v) Reddetmek, geçersiz kılmak, iptal etmek
- Oversea (adv) Denizaşırı
- Overseas (adv) Denizaşırı
- Oversee (v) Gözetmek, denetlemek
- Overstate (v) Abartmak, büyütmek
- Overthrow (v) Yıkmak, devirmek, düşürmek
- Overview (n) Genel bakış, kısaca gözden geçirme
- Overweight (adj) Fazla kilolu
- Overwhelm (v) Alt etmek, ezmek, boğmak
- Owe (v) Borçlu olmak, minnettar olmak
- Own up (phr.v) İtiraf etmek
- Own (adj) Kendi
N Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Nail (n) Tırnak
- Naive (adj) Saf, bön, toy
- Naked (adj) Çıplak, yalın, salt
- Namely (adv) Yani, şöyle ki
- Narrate (v) Öykülemek, anlatmak
- Narrative (n) Hikâye, öykü, hikâye anlatma
- Narrow (adj) Dar, kısıtlı, sınırlı
- Nasal (adj) Burun, genizden gelen
- Nasty (adj) İğrenç, çirkin, kötü, pis
- Nation (n) Millet, ulus
- Native (adj) Yerli, doğal, doğuştan
- Naughty (adj) Yaramaz
- Naval (adj) Deniz donanmasına ait
- Nearby (pre) Yanında, civarında
- Nearly (adv) Hemen hemen, neredeyse
- Neat (adj) Temiz, derli toplu
- Necessary (adj) Gerekli, lazım, zorunlu, gereken
- Negation (adj) İnkâr, ret, olumsuzluk
- Neglect (v) Aldırmamak, ihmal etmek
- Negligible (adj) Önemsiz, ihmal edilebilir
- Negotiate (v) Görüşmek, tartışmak
- Nerve (v) Cesaret vermek, güçlendirmek
- Nervous (adj) Sinirli
- Neutralize (v) Etkisizleştirmek, tarafsız kılmak
- Nevertheless (adv) Yine de, buna rağmen, bununla beraber
- Nobility (n) Yücelik, asillik, soyluluk
- Noble (adj) Asil, soylu, yüce
- Nod off (phr.v) Uyuklamak, pineklemek
- Nomenclature (n) Terminoloji, adlar dizini, isimler
- Nominate (v) Atamak, aday olarak göstermek
- Nonetheless (adv) Yine de, bununla beraber
- Notable (adj) Saygın, tanınmış, unutulmaz
- Notably (adv) Özellikle
- Note (n) İşaret, belirti, not
- Noteworthy (adj) Dikkate değer, takdire değer, önemli
- Notice (v) Fark etmek, dikkat etmek
- Noticeable (adj) Belli, fark edilebilir, göze çarpan
- Noticeably (adv) Farkına varılacak derecede
- Notify (v) Bildirmek, haber vermek
- Notion (n) Kavram, fikir, görüş
- Notorious (adj) Adı çıkmış, dile düşmüş, kötü tanınmış
- Nourish (v) Beslemek, büyütmek, desteklemek
- Novelty (n) Yenilik, acayiplik, tuhaflık
- Nuisance (n) Sıkıntı, dert, belâ, baş belâsı
- Numb (adj) Uyuşmuş, hissiz, uyuşuk
- Nurse (n) Hemşire
- Nutrient (n) Gıda, besleyici madde,
- Nutrition (n) Besin, gıda, beslenme
M Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Magistrate (n) Sulh hakimi, adliye yüksek memuru
- Magnet (n) Mıknatıs, çekim alanı
- Magnificence (n) Görkem, ihtişam
- Magnificent (adj) Görkemli, azametli, şahane
- Magnify (v) Büyütmek, abartmak
- Magnitude (n) Büyüklük, önem
- Main (adj) Ana, asıl, esas
- Mainly (adv) Çoğunlukla
- Maintain (v) Sürdürmek, sağlamak
- Major (adj) Büyük, önemli, başlıca
- Majority (n) Çoğunluk
- Make do (phr.v) İdare etmek, yetinmek
- Make for (phr.v) E doğru gitmek, yürümek
- Make fun of (phr.v) Birisiyle dalga geçmek
- Make off with (phr.v) Kaçırmak, çalmak, aşırmak
- Make out (phr.v) Fark etmek, anlamak
- Make over (phr.v) Biçimini değiştirmek, dönüştürmek
- Make sure (phr.v) Emin olmak, sağlama almak
- Make up for (phr.v) Telafi etmek
- Make up (phr.v) Oluşturmak, uydurmak
- Male (n) Erkek
- Malign (v) İftira etmek, çamur atmak
- Malignant (adj) Zarar verici, habis, kötü huylu
- Malnutrition (n) Yetersiz beslenme, beslenme bozukluğu
- Mammal (adj) Memeli
- Manage (v) Başarmak, becermek
- Management (n) Yönetim, idare
- Mandatory (adj) Zorunlu
- Manifest (v) Göstermek, belirtmek
- Manipulate (v) El ile işletmek, idare etmek
- Mankind (n) İnsan soyu, insanlık, erkekler
- Manner (n) Tarz, biçim, yol, davranış
- Manoeuvre (n) Manevra, hile, dolap
- Manual (adj) Manuel, elle yapılan
- Manufacture (v) Üretmek, imal etmek
- Manure (n) Gübre
- Manuscript (n) El yazması
- Marina (n) Marina, yat limanı
- Marine (adj) Deniz, denize ait
- Mark down (phr.v) Ucuzlatmak, düşürmek
- Mark up (phr.v) Pahalandırmak, yükseltmek
- Mark (v) İşaretlemek, damgalamak, çizmek
- Marvellous (adj) Olağanüstü, fevkalade, harikulâde
- Mask (n) Maske
- Mass (adj) Kitle, küme, yığın
- Massacre (n) Katliam
- Massive (adj) Ağır, yekpare, masif
- Master (v) Öğrenmek, hakim olmak
- Mate (n) Eş, arkadaş, ortak, mat
- Maternal (adj) Anne, anne tarafından olan
- Matter (v) Önemi olmak, önemli olmak
- Mature (adj) Olgun, kemâle ermiş, ergin
- Mean (v) Anlamına gelmek, demek istemek
- Meantime (adv) Bu arada, iken
- Meanwhile (adv) Bu arada, aynı anda, iken
- Measure (v) Ölçmek, tartmak, ölçüsünü almak
- Melt (v) Erimek, eritmek
- Member (n) Organ, üye
- Memorable (adj) Hatırlanmaya değer, unutulmaz
- Memorize (v) Ezberlemek, bellemek
- Menace (v) Tehdit etmek, gözdağı vermek
- Mend (v) Onarmak, düzeltmek
- Mental (adj) Akıl, zekâ, zihinsel, ruhsal
- Mention (v) Söz etmek, bahsetmek, dile getirmek
- Merchant (n) Tacir, tüccar
- Mercy (n) Merhamet, insaf
- Merely (adv) Sadece, ancak, yalnız
- Merge (v) Birleşmek, karışmak, kaynaşmak
- Merit (n) Değer, meziyet
- Mess (n) Karışıklık, dağınıklık
- Meticulous (adj) Titiz, çok dikkatli, kılı kırk yaran
- Meticulously (adv) Titizlikle, özenle
- Midst (adv) Orta, orta yer
- Migrate (v) Göç etmek
- Migration (n) Göç, göçme
- Migratory (adj) Göç eden, gezici
- Mild (adj) Ilımlı, hafif
- Military (adj) Askeri
- Mimic (v) Taklit etmek, taklidini yapmak
- Mind (n) Akıl, us, zihin, bellek
- Mine (v) Kazmak, maden işletmek
- Minimize (v) Azaltmak, küçümsemek
- Minister (n) Bakan, vekil
- Minor (adj) Küçük, ikinci derecede, ikincil
- Minority (n) Azınlık, azlık
- Miracle (n) Mucize, harika, keramet
- Misconduct (n) Kötü davranış, kötü idare, zina
- Miserable (adj) Sefil, perişan, zavallı
- Misery (n) Sefalet, yoksulluk, acı
- Misgiving (n) Kuşku, kuruntu, korku
- Mislead (v) Yanlış yönlendirmek, şaşırtmak
- Miss out (phr.v) Atlamak
- Miss (n) Hanım, bayan (evlenmemiş)
- Missing (adj) Kayıp, eksik
- Mission (n) Görev, iş, vazife, misyon
- Mistake for (phr.v) Yanlış yapmak , yanılmak
- Mistake (n) Yanlış, hata
- Mistrustful (adj) Güvensiz, şüpheci
- Misuse (v) Hor kullanmak, yanlış kullanmak
- Mix up (phr.v) Karıştırmak, yanılmak
- Mix (v) Karıştırmak, katmak
- Mob (n) Kalabalık, izdiham, ayaktakımı
- Mobile (adj) Hareketli, gezici, oynak
- Mock (v) Alay etmek, eğlenmek
- Moderate (adj) Ilıman, ılımlı, ölçülü
- Modest (adj) Alçakgönüllü, mütevazi, gösterişsiz
- Modify (v) Değişiklik yapmak, değiştirmek
- Moist (adj) Nemli, ıslak, sulu, rutubetli
- Moisture (n) Islaklık, nem, rutubet
- Mold (v) Biçimlendirmek, kalıba dökmek
- Monetary (adj) Para, para ile ilgili, parasal
- Monitor (v) İzlemek, gözlemek
- Monk (n) Keşiş, rahip
- Monument (n) Anıt, abide
- Monumental (adj) Anıtsal, devasa, heybetli
- Mood (n) Ruh hali, hava
- Moral (adj) Ahlaki, manevi, törel
- Morale (n) Moral, manevi güç, maneviyat
- Morally (adv) Ahlâkça, manevi olarak
- Moreover (adv) Bundan başka, üstelik
- Mortality (n) Ölümlülük, ölüm oranı
- Mostly (adv) Çoğunlukla, genelde, başlıca
- Motive (n) Neden, güdü, dürtü
- Motorway (n) Otoyol
- Mud (n) Çamur
- Muddle (adj) Karışıklık, şaşkınlık, sersemlik
- Multiply (v) Çarpmak, çoğaltmak
- Multitude (adj) Çok sayıda, kalabalık
- Murder (n) Cinayet, adam öldürme
- Muscle (n) Kas, adale
- Mutineer (n) İsyancı, asi
- Mutual (adv) Karşılıklı, iki taraflı, müşterek
- Mutually (adv) Karşılıklı olarak
- Mysterious (adj) Esrarengiz, gizemli
- Mystery (adj) Gizem, esrar, sır
- Mystique (n) Esrarlı hava, esrarlı, gizemli
- Mythical (adj) Mitsi, efsanevi
L Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Lab (n) Laboratuvar
- Label (v) Etiketlemek, etiket yapıştırmak
- Labour (n) Hizmet, emek, işgücü
- Lack (n) Eksiklik, noksan, yokluk
- Lament (v) Dövünmek, yas tutmak
- Land (n) Kara, toprak
- Landscape (n) Manzara
- Last (adj) Geçen
- Latch (v) Tutturmak, mandallamak
- Later (adv) Daha sonra
- Lattice (n) Kafes
- Launch (v) Başlatmak, girişmek
- Lay down (phr.v) Kural koymak
- Lay out (phr.v) Düzenlemek, hazırlamak
- Lay (v) Koymak, yerleştirmek, sermek
- Layer (n) Tabaka, katman
- Layout (n) Düzenleme, düzen, plan
- Lead to (phr.v) Sonuçlanmak
- Lead (v) Başında olmak, yol göstermek
- Leak (v) Sızmak, kaçak yapmak, akmak
- Lean (adj) Zayıf, ince, yağsız, kıt
- Leap (v) Sıçramak, hoplamak, zıplamak
- Least (adv) En az derece, en az
- Leave out (phr.v) Karıştırmamak, dışında tutmak
- Lecture (n) Ders, konferans
- Legacy (n) Kalıt, miras
- Legal (adj) Yasal, hukuk, kanuni
- Legend (n) Efsane
- Legislation (n) Yasama, kanun yapma, mevzuat
- Legitimate (adj) Yasal, meşru, mantıklı
- Leisure (n) Boş vakit, uygun zaman
- Lend (v) Ödünç vermek
- Leniency (n) Hoşgörü, yumuşaklık
- Lessen (v) Eksilmek, azalmak, azaltmak
- Lest (conj) Olmasın diye, olur korkusuyla
- Let down (phr.v) Yüzüstü bırakmak
- Let go (phr.v) Bırakmak, serbest bırakmak
- Let off (phr.v) Ateşlemek, patlatmak
- Let on (phr.v) Açığa vurmak, belli etmek
- Let out (phr.v) Serbest bırakmak
- Let up (phr.v) Durmak, dinmek, kesilmek
- Lethal (adj) Öldürücü
- Liability (n) Sorumluluk, olasılık
- Liable (adj) Sorumlu, olası, mesul
- Liberal (adj) Liberal, özgür düşünceli
- Liberty (n) Özgürlük
- Licence (n) Lisans, ruhsat, ehliyet
- Lie (v) Yalan söylemek, kandırmak
- Lift (v) Kaldırmak, yükseltmek
- Likelihood (n) Olasılık, ihtimal
- Likewise (adv) Ayni şekilde
- Limb (n) Uzuv, kol, bacak
- Limelight (n) Karpit lâmbası, sahne ışığı
- Limit (v) Kısıtlamak, sınırlandırmak
- Line (n) Hat, çizgi
- Lineage (n) Soy, köken, nesil, sülale
- Link (v) Bağlamak, birleştirmek
- Linkage (n) Bağlantı, eklem, bağ
- Liquid (n) Akıcı
- Literally (adv) Harfi harfine, tam anlamı ile
- Litter (n) Çöp, sedye, tahtırevan
- Live down (phr.v) Kendini aklamak, unutturmak
- Live up to (phr.v) Uzlaşmak, uyuşmak
- Liver (n) Karaciğer
- Livestock (n) Çiftlik hayvanları
- Load (v) Yüklemek, doldurmak, yük olmak
- Loan (n) Ödünç verilen şey, borç, ödünç para, kredi
- Local (adj) Yerel, yöresel
- Locate (v) Yerleşmek, oturmak
- Lock up (phr.v) Kilitlemek, hapsetmek
- Lock (v) Kilitlemek
- Lodge (v) Oturmak, misafir olmak
- Log (n) Kütük, tomruk, parakete
- Lone (adj) Yalnız, kimsesiz, tek
- Lonely (adj) Yalnız, yapayalnız
- Lonesome (adj) Yalnız, yapayalnız
- Long (adj) Uzun
- Look after (phr.v) Göz kulak olmak, bakmak
- Look back on (phr.v) Geçmişe bakmak, geriye bakmak
- Look back (phr.v) Geçmişe bakmak, geriye bakmak
- Look down on (phr.v) Küçük görmek, aşağılamak
- Look down (phr.v) Küçük görmek, değeri düşmek
- Look for (phr.v) Aramak
- Look forward to (phr.v) Dört gözle beklemek
- Look into (phr.v) İçeri bakmak, incelemek, yoklamak
- Look on (phr.v) Seyirci olmak
- Look out for (phr.v) Dikkat etmek, bakmak
- Look out (phr.v) Dikkat etmek, bakmak
- Look over (phr.v) Gözden geçirmek, incelemek
- Look round (phr.v) Aramak, bakınmak
- Look through (phr.v) İncelemek, -den bakmak
- Look up to (phr.v) Saygı duymak, saygı göstermek
- Look up (phr.v) Sözlükte aramak, bakınmak
- Loop (v) Düğümlemek
- Loose (adj) Gevşek
- Loose (adj) Gevşek, oynak, bol
- Lose (v) Kaybetmek
- Lower (v) İndirmek, azaltmak
- Loyal (adj) Sadık, vefalı
- Lubricate (v) Yağlamak
- Luck out (phr.v) Şansı dönmek
- Lucrative (adj) Kârlı, kazançlı
- Luminous (adj) Parlak, aydınlık, açık, zeki
- Lunar (adj) Aya ait
- Lung (n) Akciğer, ciğer
- Lure (v) Cezbetmek, ayartmak
- Lurk (v) Pusuya yatmak, gizlenmek
- Lush (adj) Bereketli, bol
- Luxury (n) Lüks
K Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Keen (adj) İstekli, hevesli, düşkün
- Keep away (phr.v) Uzak durmak, yaklaşmamak
- Keep down (phr.v) Tutmak, engellemek, zapt etmek
- Keep in with (phr.v) İyi geçinmek, anlaşmak
- Keep off (phr.v) Uzak tutmak, yaklaştırmamak
- Keep on (phr.v) Devam etmek, sürdürmek
- Keep out (phr.v) Uzak durmak, yaklaşmamak
- Keep pace with (phr.v) Ayak uydurmak
- Keep up with (phr.v) Ayak uydurmak, yetişmek, aşık atmak
- Keep (v) Tutmak, bulundurmak
- Kettle (n) Çaydanlık
- Kick out (phr.v) Kovmak
- Kidnap (v) Kaçırmak
- Kind (n) Çeşit, tür, cins
- Kingdom (n) Krallık, kraliyet
- Kinship (n) Akrabalık, yakınlık
- Knit (v) Örmek, dokumak, bağlamak
- Knot (v) Bağlamak, düğümlemek
- Knowledge (n) Bilgi
J Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Jack in (phr.v) Bırakmak, terk etmek
- Jam (n) Reçel
- Janitor (n) Kapıcı, bina sorumlusu, hademe
- Jargon (n) Özel dil, meslek argosu, mesleki dil
- Jealous (adj) Kıskanç, güvensiz, düşkün
- Jeopardize (v) Riske atmak, tehlikeye atmak
- Join in (phr.v) Katılmak
- Joint (adj) Müşterek, ortaklaşa, birlikte
- Joke (n) Şaka
- Journal (n) Bülten, gazete, dergi
- Journalist (n) Gazeteci
- Journey (n) Seyahat, yolculuk
- Judge (v) Yargılamak, karara varmak
- Judgement (n) Yargılama, yargı, hüküm
- Junction (n) Kavşak, birleşme yeri, bağlantı noktası
- Jungle (n) Orman, sık orman
- Jury (n) Jüri, kurul
- Justice (n) Adalet, hak, yargı, dürüstlük
- Justify (v) Haklı çıkarmak, savunmak, doğrulamak
I Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Identical (adj) Aynı, eş, özdeş, tıpkı
- Identification (n) Tanıma, teşhis, kimlik
- Identify (v) Tanımak, kimliğini saptamak
- Identity (n) Kimlik
- Ignite (v) Tutuşturmak, yakmak, ateşlemek
- Ignore (v) Önemsememek, görmezlikten gelmek
- Illegal (adj) Gayri meşru, usulsüz, yasak
- Illicit (adj) İllegal, haram, yasadışı
- Illness (n) Hastalık
- Illuminate (v) Aydınlatmak, ışıtmak
- Illusion (n) Yanılsama, aldatıcı görünüş
- Illustrate (v) Resimlemek, örneklemek
- Imagine (v) Hayal etmek, düşlemek, düşünmek
- Imitate (v) Taklit etmek, benzetmek
- Immediacy (n) Dolaysızlık, yakınlık, doğrudanlık
- Immediately (adv) Derhal, hemen
- Immense (adj) Kocaman, uçsuz bucaksız, çok büyük
- Immigrant (n) Göçmen
- Immune (adj) Bağışık, etkilenmeyen, duyarsız
- Immunity (n) Bağışıklık, muafiyet, ayrıcalık
- Immunization (n) Bağışıklık kazandırma, aşılama
- Impact (n) Darbe, etki, şok
- Impair (v) Zarar vermek, zayıflatmak
- Impartial (adj) Tarafsız, yansız, adil
- Impassable (adj) Geçilmez, aşılamaz
- Impel (v) Harekete geçirmek, yöneltmek, zorlamak
- Imperfection (n) Eksiklik, kusur, hata
- Imperial (adj) İmparatora ait, imparatorluk
- Impetus (n) Hız, şiddet, dürtü, güdü
- Implant (v) Nakletmek, aklına sokmak
- Implement (v) Uygulamak, yerine getirmek
- Implication (n) İma etme, bulaştırma, içerme
- Implode (v) Patlamak, içeriye patlatmak
- Imply (v) İma etmek, ifade etmek
- Impose (v) Yüklemek, zorlamak, etkilenmek
- Impossible (adj) Olanaksız, imkânsız
- Impoverish (v) Fakirleştirmek, yoksullaştırmak
- Impregnate (v) Hamile bırakmak, döllemek
- Impress (v) Etkilemek, baskı yapmak, iz bırakmak
- Improbable (adj) Olanak dışı, olası olmayan
- Improve (v) Geliştirmek, iyileştirmek, ilerletmek
- Improvement (n) İlerleme, gelişme
- Improvise (v) Doğaçlama yapmak, uydurmak
- Impulsive (adj) İtici, dürtücü, düşüncesiz
- Inadequate (adj) Yetersiz, eksik
- Inasmuch as (conj) Mademki, dolayı, göre, çünkü
- Inborn (adj) Doğuştan, doğal
- Incentive (n) Dürtü, güdü, isteklendirme, teşvik
- Incident (n) Olay, hadise
- Incidentally (adv) Bu arada, aklıma gelmişken, tesadüfen
- Incline (v) Eğilimi olmak, eğilmek, meylettirmek
- Include (v) Dâhil etmek, kapsamak
- Including (pre) Kapsayan, dahil
- Incoherent (adj) Tutarsız, anlamsız, bağdaşmaz
- Income (n) Gelir, kazanç, bütçe
- Inconsistency (n) Uyuşmama, bağdaşmama, kararsızlık
- Inconvenient (adj) Rahatsız edici, külfetli, zahmetli, uygunsuz
- Incorrect (adj) Yanlış, hatalı
- Increase (v) Artmak, çoğalmak, çoğaltmak
- Incredible (adj) İnanılmaz
- Incur (v) Maruz kalmak, uğramak, yakalanmak
- Incurable (adj) Tedavi edilemez, çaresiz
- Indeed (adv) Gerçekten, cidden, doğrusu
- Indefinite (adj) Belirsiz, kesin olmayan, süresiz
- Independent (adj) Bağımsız, özgür, hür
- Indicate (v) Göstermek, belirtmek, işaret etmek
- Indict (v) Suçlamak, dava açmak
- Indifferent (adj) Kayıtsız, ilgisiz, aldırışsız
- Indigenous (adj) Yerli, özgü, yöreye özgü, doğal
- Indispensable (adj) Zorunlu, mecburi, kaçınılmaz
- Indisputable (adj) Tartışmasız, şüphe edilmez
- Individual (n) Kişi, birey
- Indoor (adj) İçeri, kapalı, dahili, ev içi
- Induce (v) İkna etmek, kandırmak, teşvik etmek
- Indulge (v) Hoş görmek, şımartmak, yüz vermek
- Industrial (adj) Endüstriyel, sanayi
- Inefficient (adj) Etkisiz, tesirsiz, yetersiz
- Inequality (n) Eşitsizlik, farklılık, değişkenlik
- Inert (adj) Hareketsiz, durağan, dingin
- Inescapably (adv) Kaçınılmaz bir şekilde
- Inevitable (adj) Kaçınılmaz, çaresiz
- Inevitably (adv) Kaçınılmaz biçimde
- Infancy (n) Bebeklik, çocukluk
- Infant (n) Bebek, çocuk
- Infect (v) Bulaştırmak, enfekte etmek
- Infectious (adj) Bulaşıcı
- Infer (v) Bir sonuca varmak
- Inferior (adj) Aşağı derecede, aşağı, alt, ast
- Infinite (adj) Sınırsız, sonsuz, sayısız
- Infinity (n) Sonsuzluk, sınırsızlık, sonsuz
- Inflation (n) Enflasyon, şişkinlik, şişirme
- Inflexible (adj) Eğilmez, boyun eğmez, inatçı
- Inflict (v) Zorlamak, çarptırmak, yüklemek
- Influence (v) Etkilemek, tesir etmek
- Inform (v) Bildirmek, bilgi vermek, haber vermek
- Infrastructure (n) Altyapı
- Infuse (v) Doldurmak, kafasına sokmak
- Ingenious (adj) Marifetli, hünerli, becerikli
- Inhabit (v) Oturmak, ikamet etmek
- Inhabitant (n) Oturan, sakin, yerli
- Inhale (v) İçine çekmek, nefes almak
- Inherit (v) Miras olarak almak, miras almak
- Inhuman (adj) İnsanlık dışı, merhametsiz, zalim
- Initial (adj) Başlangıç, ilk
- Initiate (v) Başlatmak, ön ayak olmak
- Initiative (n) Girişim, girişkenlik
- Injection (n) Enjeksiyon, iğne
- Injure (v) İncitmek, yaralamak, sakatlamak
- Injury (n) Yara, zarar, hasar
- Injustice (adj) Haksızlık, adaletsizlik, insafsızlık
- Innate (adj) Doğuştan
- Inner (adj) İç, dahili, içteki, ruhsal
- Innocent (adj) Masum
- Innovation (n) Yenilik, değişiklik, icat, buluş
- Inquiry (n) Sorgu, soruşturma, anket
- Inscribe (v) Yazmak, kaydetmek, kazımak
- Insect (n) Böcek
- Insensitive (adj) Duyarsız, taş kalpli, duygusuz
- Inseparable (adj) Ayrılamaz, yakın, çok samimi
- Insert (v) Sokmak, yerleştirmek, girmek
- Insignificant (adj) Önemsiz, değersiz, anlamsız
- Insist (v) Israr etmek, tutturmak
- Inspire (v) İlham vermek, esinlenmek
- Install (v) Kurmak, yerleştirmek
- Instance (n) Örnek, misal, durum
- Instant (adj) Çabuk hazırlanan, anlık, hemen olan
- Instantly (adv) Hemen, derhal, hemencecik
- Instinct (n) İçgüdü, sezgi, yetenek
- Institute (v) Kurmak, açmak, başlatmak,
- Instruct (v) Öğretmek, bilgilendirmek
- Insulin (n) Ensülin
- Insure (v) Sigorta etmek, sigorta ettirmek
- Intact (adj) Dokunulmamış, el değmemiş, bozulmamış
- Integrate (v) Bütünlemek, tamamlamak
- Integrity (n) Tamlık, bütünlük, sağlamlık
- Intellect (n) Akıl, zihin gücü, idrak kabiliyeti
- Intelligent (adj) Zeki
- Intend (v) Niyet etmek, kastetmek
- Intense (adj) Şiddetli, aşırı, son derece
- Intensely (adv) Aşırı derecede, son derece
- Intensify (v) Şiddetlendirmek, yoğunlaştırmak
- Intensity (n) Şiddet, gerilim, güç, yoğunluk
- Intent (n) Niyet, maksat, amaç
- Intention (n) Niyet, maksat, plan
- Interact (v) Birbirini etkilemek, karşılıklı etkileşim kurmak
- Interaction (n) Etkileşim, birbirini etkileme
- Interest (n) İlgi, çıkar, faiz
- Interested (adj) İlgili, meraklı
- Interesting (adj) İlginç
- Interfere (v) Araya girmek, burnunu sokmak
- Interior (adj) İç, dahili, içteki, içten
- Intermediate (adj) Orta, ara
- International (adj) Uluslararası
- Interpret (v) Yorumlamak, çevirmek
- Interrupt (v) Sözünü kesmek, kesmek, ara vermek
- Interval (n) Ara, aralık, süre, mesafe
- Intervene (v) Arada olmak, araya girmek
- Interview (v) Görüşmek, röportaj yapmak
- Intestine (n) Bağırsak
- Intimacy (n) Samimiyet, yakınlık, sıkı dostluk
- Intimate (adj) Samimi, yakın, içli dışlı
- Intractable (adj) İnatçı, dik kafalı, zorlu
- Intricate (adj) Karışık, karmakarışık, dallı budaklı
- Intrigue (n) Entrika, dolap, fesat
- Intrinsic (adj) Esas, asıl, gerçek
- Intrinsically (adv) Aslen, doğal olarak
- Introduce (v) Tanıştırmak, tanıtmak
- Intuition (n) Sezgi, sezi, önsezi
- Inundate (v) Su basmak, sel basmak ,boğmak
- Invade (v) Saldırmak, hücum etmek
- Invalid (adj) Geçersiz, hükümsüz, boş,
- Invariably (adv) Değişmeden, devamlı, sürekli olarak
- Invasion (adj) İstila, saldırı, akın
- Invent (v) İcat etmek, bulmak, atmak
- Invertebrate (n) Omurgasız, zayıf, iradesiz
- Invest (v) Yatırmak, yatırım yapmak
- Investigate (v) İncelemek, araştırmak
- Investment (n) Yatırım
- Invisible (adj) Görünmez
- Invite (v) Davet etmek, çağırmak
- Invoke (v) Yalvarmak, yardım istemek, dua etmek
- Involve (v) İçermek, kapsamak
- Iron out (phr.v) Uzlaşmak, sorunu halletmek
- Ironically (adv) Alaylı biçimde
- Irreducible (adj) İndirgenemez, azaltılamaz
- Irregular (adj) Bozuk, kuralsız, düzensiz
- Irrelevant (adj) Yersiz, konu dışı, alâkasız
- Irresponsible (adj) Sorumsuz, sorumlu olmayan, güvenilmez
- Irreversible (adj) Ters çevrilemez, dönülemez
- Irrigate (v) Sulamak
- Isolate (v) İzole etmek, dışlamak
- Isolation (n) Ayırma, izolasyon, ayrı durma
- Issue (v) Yayınlamak, bildirmek
- Itch (v) Kaşınmak, kaşındırmak
H Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Habit (n) Alışkanlık, adet, huy
- Habitat (n) Doğal ortam, yetişme ortamı
- Hall (n) Salon, antre
- Halt (v) Durdurmak, durmak
- Hamper (v) Engel olmak, engellemek
- Hand in (phr.v) Vermek, teslim etmek
- Hand (n) El
- Handicap (n) Engel, mahzur, elverişsiz durum
- Handle (v) Ele almak, idare etmek, kıvırmak
- Hang onto (phr.v) Sıkıca tutmak
- Hang over (phr.v) Sıkıntı vermek, rahatsız etmek
- Hang up (phr.v) Telefonu kapatmak
- Hang (v) Asmak, takmak, sarkıtmak
- Happen (v) Olmak, vuku bulmak
- Harass (v) Rahatsız etmek, sıkmak, bezdirmek, istismar
- Harbour (n) Liman
- Hardly (adv) Hemen hemen hiç, neredeyse hiç
- Hardship (n) Zorluk, güçlük, sıkıntı
- Harm (v) Zarar vermek, incitmek
- Harmful (adj) Zararlı, kötü, muzır
- Harsh (adj) Sert, kaba, kırıcı, acı
- Harvest (v) Hasat kaldırmak, biçmek
- Hatch (n) Kapak, ambar kapağı
- Hatred (n) Kin, nefret, düşmanlık
- Haunted (adj) Cinli, perili, hayaletli
- Have to do with (phr.v) İle alakası olmak, ilgisi olmak
- Haven (n) Sığınak, barınak, liman
- Hazard (n) Risk, tehlike
- Hazardous (adj) Tehlikeli, riskli, şüpheli
- Headquarters (n) Merkezi büro
- Heal (v) İyileşmek
- Health (n) Sağlık
- Healthy (adj) Sağlıklı
- Hear (v) Duymak
- Heat (n) Sıcaklık, hararet, ısı
- Heaven (n) Gökyüzü, sema, cennet
- Heavy (adj) Ağır
- Heed (v) Önemsemek, dikkat etmek
- Hence (adv) Bundan, bundan dolayı
- Herbivorous (adj) Ot obur, otçul
- Herd (n) Sürü, topluluk
- Heritage (n) Miras, kalıt
- Hesitant (adj) Tereddütlü, duraksayan, mızmız
- Hesitate (v) Tereddüt etmek, duraksamak
- Hibernate (v) Kış uykusuna yatmak
- Hibernation (n) Kış uykusu, kışı geçirme
- Hiccup (v) Hıçkırmak, hıçkırık tutmak
- Hide (v) Saklamak, gizlemek, saklı tutmak
- Hierarchy (n) Hiyerarşi, aşamalı sistem
- Highlight (v) Dikkatini üstüne toplamak, belirtmek
- Highly (adv) Büyük ölçüde, çok, son derece
- Highway (n) Anayol, ekspres yol, otoban
- Hijack (v) Uçak kaçırmak, kaçırmak, gasp etmek
- Hinder (v) Engel olmak, alıkoymak, aksatmak
- Hint (n) İma, ipucu, tavsiye, fikir
- Hire (v) Kiralamak
- Hiss (v) Islıklamak, yuhalamak, tıslamak
- Hit upon (phr.v) İsabet etmek
- Hit (v) Vurmak, çarpmak, isabet ettirmek
- Hitherto (adv) Şimdiye kadar, bugüne kadar
- Hold in (phr.v) Tutmak, zapt etmek, sınırlamak
- Hold on (phr.v) Beklemek, tutmak
- Hold out (phr.v) Ümit vermek, vaat etmek
- Hold up (phr.v) Geciktirmek, durdurmak
- Hold (v) Tutmak, elinde tutmak
- Hole (n) Delik, çukur, oyuk
- Hometown (n) Memleket
- Honest (adj) Dürüst, namuslu
- Honorary (adj) Onursal, fahri
- Honour (v) Saygı göstermek, onurlandırmak
- Hop (v) Sekmek, sıçramak, atlamak
- Horrible (adj) Korkunç
- Horrific (adj) Korkunç, aşırı, dehşete düşüren
- Horrify (v) Dehşete düşürmek, korkutmak
- Horror (n) Dehşet, korku, nefret
- Host (v) Konuk etmek, ev sahipliği yapmak
- Hostile (adj) Düşmana ait, düşmanca, muhalif
- Hostility (n) Düşmanlık, karşıtlık, muhalefet
- Household (n) Ev halkı
- Housing (n) Barınma, konut, konumlandırma
- Hover (v) Üstünde uçmak, sallanmak, süpürmek
- However (adv) Gene de, halbuki, fakat, lakin
- Huge (adj) Ayı gibi, kocaman, dev
- Human (n) İnsan(oğlu)
- Humble (adj) Alçakgönüllü, mütevazi
- Humidity (n) Nem, rutubet
- Humiliate (v) Aşağılamak, küçük düşürmek
- Humour (n) Mizah, gülünçlük, komik
- Hunt (v) Avlamak, avlanmak, kovalamak
- Hurricane (n) Kasırga
- Hurried (adj) Acele, aceleye gelen, telaşlı
- Hurry up (phr.v) Acele etmek
- Hurry (v) Acele etmek, hızlandırmak
- Hurt (v) İncitmek
- Hurtle (v) Çarpmak, fırlamak, ses yapmak
- Hysterical (adj) İsterik, kontrolsüz
G Harfi İle Başlayan Kelimeler
- Gadget (n) Küçük alet, ıvır zıvır, zımbırtı
- Gain (v) Kazanmak, kâr etmek
- Gallery (n) Galeri
- Gamble (v) Kumar oynamak
- Gang (n) Ekip, grup, çete
- Gap (n) Boşluk, aralık
- Gasoline (n) Benzin
- Gate (n) Dış kapı
- Gateway (n) Geçit
- Gather (v) Toplamak, bir araya getirmek, tutmak
- Gaze (v) Gözünü dikerek bakmak
- Gear (n) Vites, dişli, takım
- Gender (n) Cinsiyet, cins
- Generally (adv) Genel olarak, genelde, genellikle
- Generate (v) Üretmek, meydana getirmek
- Generation (n) Nesil
- Generous (adj) Cömert, eli açık
- Genesis (n) Doğuş, yaratılış, köken
- Genius (adj) Dahi, deha, zeki
- Genocide (n) Soykırım, genosit
- Genre (n) Çeşit, tür
- Gentle (adj) Kibar, nazik, hoşgörülü
- Genuine (adj) Hakiki, öz, gerçek
- Geography (n) Coğrafya
- Germ (n) Mikrop, bakteri, virüs
- Germicide (n) Mikrop öldürücü ilaç, antiseptik madde
- Germinate (v) Çimlenmek, filizlenmek
- Gestation (n) Gebelik süresi, gebelik dönemi
- Get about (phr.v) Gezmek, seyahat etmek
- Get accustomed to (v) Alışmak
- Get across (phr.v) Anlaşılmak, açıklamak
- Get along with (phr.v) İyi anlaşmak, iyi geçinmek, anlaşmak
- Get around (phr.v) Tuzağa düşürmek, bir noktaya varmak
- Get at (phr.v) İma etmek, demek istemek
- Get away with (phr.v) Kaçmak, kurtulmak, sıvışmak
- Get away (phr.v) Kaçmak
- Get back (phr.v) Kaybettiğin bir şeye kavuşmak, geri dönmek
- Get by (phr.v) Geçinmek, hayatta kalmak
- Get down to (phr.v) Bir işe girişmek, başlamak
- Get down (phr.v) Neşesini şevkini kırmak, yormak
- Get dressed (v) Giyinmek
- Get in (phr.v) İçeri girmek, içeriye girmek
- Get into (phr.v) Binmek, girmek
- Get married (v) Evlenmek
- Get off (phr.v) İnmek, ayrılmak, çıkmak
- Get on with (phr.v) İyi anlaşmak, iyi geçinmek
- Get on (phr.v) Binmek
- Get out of hand (phr.v) Yoldan çıkmak, bozulmak
- Get out of (phr.v) Kaçınmak
- Get over (phr.v) İyileşmek, aşmak
- Get rid of (phr.v) Başından savmak, kurtulmak
- Get through (phr.v) Bitirmek, geçirmek, başarmak
- Get to (phr.v) Varmak, başlamak
- Get undressed (v) Soyunmak
- Get up (phr.v) Yataktan kalkmak
- Get used to (v) Alışmak
- Giant (adj) Dev, dev gibi, kocaman
- Gift (n) Hediye, armağan, doğuştan yetenek
- Gigantic (adj) Dev gibi, kocaman, çok büyük.
- Give in (phr.v) Teslim etmek, pes etmek, kabullenmek
- Give off (phr.v) Koku buhar çıkarmak, yaymak
- Give out (phr.v) Bitirmek, başarısız olmak, tükenmek
- Give over (phr.v) Vazgeçmek, çekilmek
- Give rise to (phr.v) Neden olmak, yol açmak
- Give up (phr.v) Bırakmak
- Glacier (n) Buzul
- Glad (adj) Memnun
- Glamorous (adj) Büyüleyici, göz alıcı, göz kamaştırıcı
- Glance (v) Göz atmak, göz gezdirmek, bakıvermek
- Glide (v) Kaymak, süzülmek
- Glimpse (v) Gözüne ilişmek, göz atmak
- Global (adj) Evrensel
- Gloomy (adj) Karanlık, hüzünlü, karamsar
- Glory (n) Şan, şeref, ün, ihtişam
- Glow (v) Kızarmak, kıpkırmızı olmak
- Glue (n) Yapıştırıcı, zamk, tutkal
- Go along with (phr.v) Desteklemek, aynı görüşte olmak
- Go around (phr.v) Dolaşmak, gezinmek
- Go away (phr.v) Defolup gitmek, gitmek
- Go back on (phr.v) Sözünde durmamak
- Go back (phr.v) Dönmek, geri gitmek
- Go bust (phr.v) İflas etmek
- Go by (phr.v) Göre hareket etmek
- Go down (phr.v) Batmak, kötüleşmek
- Go for (phr.v) Çabalamak, gayret etmek, bulmak
- Go in for (phr.v) Katılmak, yer almak, sınava girmek
- Go in (phr.v) Girmek, uymak
- Go into (phr.v) Açıklamak
- Go off (phr.v) Ayrılmak
- Go on (phr.v) Devam etmek
- Go out of (phr.v) Çıkmak, dışarı çıkmak
- Go out (phr.v) Dışarı çıkmak
- Go over (phr.v) Gözden geçirmek, ayrıntılar üzerinde durmak
- Go round (phr.v) Yeterince olmak, herkese yetmek
- Go through with (phr.v) Yürütmek, tamamlamak
- Go through (phr.v) Açı çekmek, katlanmak, geçmek
- Go up (phr.v) Yükselmek, patlamak
- Go with (phr.v) Uygun olmak, yakışmak
- Goal (n) Amaç, hedef, gol
- Gorgeous (adj) Muhteşem, harika, göz kamaştırıcı
- Gossip (v) Dedikodu yapmak, çene çalmak
- Govern (v) Yönetmek, idare etmek, hükmetmek
- Government (n) Hükümet, devlet, idare
- Graceful (adj) İnce, zarif, ağırbaşlı, vakur
- Grade (n) Derece, aşama, basamak
- Gradually (adv) Azar azar, derece derece
- Graduate (v) Mezun etmek, diploma vermek
- Grain (n) Tane, tahıl, tanecik, zerre
- Grammar (n) Gramer, dilbilgisi
- Grand (adj) Büyük, yüce, ulu, heybetli
- Grant (v) Vermek, bağışlamak, onaylamak
- Grapple (v) Boğuşmak, uğraşmak, bağlamak
- Grasp (v) Kapmak, tutmak, yakalamak
- Grateful (adj) Minnettar, memnun
- Gratify (v) Hoşnut etmek, memnun etmek
- Gratitude (n) Minnettarlık, şükran, şükür
- Graze (v) Otlatmak, otlamak, sıyırmak
- Greed (n) Hırs, açgözlülük, oburluk
- Greedy (adj) Hevesli, hırslı, pisboğaz
- Greet (v) Selamlamak, kutlamak, selam vermek
- Grid (n) Izgara, parmaklık, şebeke
- Grief (n) Acı, üzüntü, dert
- Grind (v) Öğütmek, ezmek, bilemek
- Grip (v) Tutmak, yakalamak, kavramak
- Groove (n) Yiv, oluk, çizgi
- Gross (adj) Brüt, bütün, toptan
- Grossly (adv) Fena halde, ağır şekilde
- Grotesque (adj) Acayip, garip, gülünç, anlamsız
- Ground (n) Toprak, zemin, yer
- Grove (n) Koru, ağaçlık
- Grow up (phr.v) Yetişkin olmak, büyümek
- Grow (v) Büyümek, yetiştirmek
- Grudge (n) Kin, garez, kıskanma
- Guarantee (v) Garanti etmek, garantiye almak
- Guard (n) Koruma, bekçi
- Guess (v) Tahmin etmek, zannetmek
- Guest (n) Misafir, konuk
- Guidance (n) Rehberlik, kılavuzluk, yol gösterme
- Guide (v) Rehberlik etmek, yönlendirmek
- Guilt (n) Suç, kabahat, suçluluk
- Guilty (adj) Suçlu
- Gun (n) Silâh, top, tüfek
- Gusty (adj) Rüzgârlı, fırtınalı
- Gym (n) Spor salonu